SİTE İÇİ ARAMA

HARİTADA ARAMA

İSTANBUL ERMENİ VAKIFLARININ
EL KONAN MÜLKLERİ

2012 Beyannamesi - İstanbul Ermeni Vakıflarının El Konan Mülkleri
Gümülcine'de ortaokul ve lise düzeyinde eğitim veren tek Müslüman azınlık eğitim kurumu olan Celal Bayar Ortaokulu ve Lisesi'nde çocuklar (2005)

Narlıkapı Surp Hovhannes Ermeni Kilisesi (2010)

Andonyan Manastırı kütüphanesinin 1990'lardaki durumu

Tuzla Ermeni Çocuk Kampı - 'Morakur', kızların saçlarını örerdi

Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi'nde mezuniyet töreni

Kalfayan Yetimhanesi'nin 1943-1944 eğitim-öğretim yılı mezunları ve müdür Veronig Küdyan (1944)

Andonyan Manastırı'nda rahip adayları ve manastırın başrahibi
Halıcıoğlu Boncuk Sokak'taki Kalfayan Yetimhanesi ve Surp Asdvadzadzin Şapeli'nin yıkımdan hemen önceki hali (1972)
İskeçe Azınlık İlköğretim Okulu'nda öğrenciler beden eğitimi dersinde (Aralık 2011) 
Tuzla Ermeni Çocuk Kampı
Şişli Karagözyan Ermeni Yetimhanesi

Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi

UZUN SOLUKLU BİR HUKUK MÜCADELESİ: YEDİKULE SURP PIRGİÇ HASTANESİ VE İGS BİNASI DAVASI


SURP PIRGİÇ HASTANESİ'NİN KURULUŞU VE GELİŞİMİ

18. yüzyılda İstanbul'da Ermeni Apostolik toplumuna ait iki hastane vardı. Bunlardan ilki, 1722 yılında Beyoğlu Surp Harutyun Kilisesi bünyesinde, bugünkü Esayan Lisesi'nin avlusunda hizmet vermeye başlayan Beyoğlu Hastanesi; ikincisi ise 1743 tarihli Sultan I. Mahmud fermanıyla, Narlıkapı semtinde, bugünkü Surp Hovhannes Kilisesi'nin bulunduğu yerde, deniz kenarında kurulan Narlıkapı Hastanesi'dir. Düşkünler evi ve bakımevi olarak da kullanılan Beyoğlu Hastanesi, yaklaşık 70 yıl hizmet verdikten sonra Şınorhk Amira49 Miricanyan tarafından 1794 yılında tamir ettirilir. Narlıkapı Hastanesi inşaatı 1751'de tamamlanır, başlangıçta 24 yatak kapasitesiyle açılır; daha sonra, kapasite 100-120 kişiye çıkarılır.50


igs1

Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi


19. yüzyılın ilk yarısında, Beyoğlu ve Narlıkapı hastaneleri, Ermeni toplumunun ihtiyaçlarını karşılayamamaya başlar. İki hastane de, hem tıbbi donanım açısından, hem de idari açıdan yetersizdir. Ayrıca, aynı alanda birden fazla kurumun hizmet veriyor olmasının, kaynakların verimli kullanımı açısından yanlış olduğu düşünülür. Narlıkapı Hastanesi'nin zemin katında bulunan ruh hastalıkları bölümünün kötü durumunun, Ermeni Apostolik toplumunun ileri gelenlerini rahatsız etmesinin de, yeni bir hastane kurma kararı alınmasında etkili olduğu bilinmektedir.51


Ermeni toplumunun ileri gelenlerinden, sarayla yakın ilişkisi olan Kazaz Artin Amira Bezciyan, yeni bir hastane kurulması girişiminde öncü rol oynar. Yeni hastanenin, havasının temiz olması nedeniyle Kınalıada'da kurulması önerisi, ulaşım güçlüğü nedeniyle reddedilir. 5 Ocak 1832'de, Bezciyan'ın evinde yapılan toplantıda, Yedikule ile Kazlıçeşme arasındaki sebze bahçesinde (Leblebicioğlu Bostanı) karar kılınır.52 Şehir içinde bir hastane inşa etmek, o dönemlerde çok sık karşılaşılan ve hızla yayılan salgın hastalıklar nedeniyle hem hastalar hem de şehir halkı için tehlikeli olduğundan, şehrin dışında ıssız bir semt olan ve havası daha sağlıklı kabul edilen Yedikule tercih edilir.53 En önemli nedenlerden biri de, Leblebicioğlu Bostanı arazisinin, hastanenin kurulmasında çaba harcayan amiralardan Garabed Arzumanyan'ın oğlu Ohannes Amira'nın elinde olmasıdır.

igs2

1860'lı yılların ilk yarısında Surp Pırgiç Hastanesi ve yanındaki sebze bahçesi


Bezciyan'ın Sultan II. Mahmud ile yakın ilişkisi sayesinde, hastanenin yapımı için gereken izinler saraydan kolayca alınır. II. Mahmud, 4 Ağustos 1833 tarihli fermanla, hastanenin kurulmasına izin verir. Hastane binasının inşaatına, başmimarlar Garabed Balyan ve Ohannes Serveryan ile kalfa Boğos Odyan'ın sorumluluğunda, 1832 yılında başlanır.54 Hastanenin resmi açılışını 31 Mayıs 1834'te, Patrik Isdepanos Ağavni yapar. Açılışın ardından, Narlıkapı ve Beyoğlu hastanelerinde bulunan yaklaşık 200 hasta ve ihtiyar Surp Pırgiç Hastanesi'ne nakledilir.55


Surp Pırgiç Hastanesi'nin önemli gelir kaynakları, bağışlar, gayrimenkullerden elde edilen gelirler, saraydan yapılan yardımlar ve hastane bünyesinde faaliyet gösteren atölyelerdeki üretim yoluyla gelir getiren işlerdir. Harutyun Amira Bezciyan ve daha sonra Gülbenkyan ailesi gibi cemaatin ileri gelenlerinin bağışları da hastanenin ayakta kalmasında önemli rol oynar; aynı şekilde yurtdışındaki bazı yardım kuruluşları da kuruma destek olurlar. ABD'deki birçok kentin yanı sıra, Kahire ve İskenderiye'de de Surp Pırgiç Hastanesi'ne yardım dernekleri kurulur. Hastane bünyesinde yer alan atölyelerde üretilen sigara kâğıdı, sandalye gibi malzemelerin satışı ile de gelir elde edilir.56


Osmanlı döneminde, Surp Pırgiç Hastanesi'nin, sağlık hizmetlerinin yanı sıra, ihtiyarhane, asabiye, tımarhane, kız ve erkek yetimhanesi, okul, ruhani eğitim gibi işlevleri bulunuyordu. Bunun yanında, yetimhanedeki öğrencilere vakfın mumhanesinde, basımevinde, bostan ve ahırlarında teorik ve uygulamalı eğitimler verilirdi. Böylelikle, tarımcılık, bağ ve bahçecilik, ipekçilik, ipek dokumacılığı, hayvancılık, ayakkabıcılık, marangozluk, iskemlecilik, tenekecilik, terzilik, tamircilik gibi meslekleri öğrenen yetimler hayata hazırlanır; vakfın ekonomik ihtiyaçlarına katkı sunmaları da sağlanırdı.57

igs3

Hastanenin avlusunda inşa edilmiş olan Surp Pırgiç Kilisesi'nin bugünkü görünümü


Hastane ilk kurulduğunda tek bir mütevelli tarafından yönetilir. 1848 ve 1860 yılları arasında ise Halkın Temsilcileri olarak adlandırılan bir grup içerisinde seçilen mütevelliler aracılığıyla sağlanır. 1863'te kabul edilen Ermeni Nizamnamesi uyarınca da, Patrikhane Yüksek Meclisi tarafından atanan mütevelliler aracılığıyla yönetilmeye başlanır. Bu durum, Cumhuriyet ile birlikte değişime uğrar ve 1934 yılından itibaren halk tarafından seçilen yönetim kurulları görev yapmaya başlar.


Birinci Dünya Savaşı sırasında Anadolu'dan İstanbul'a gelen yüzlerce Ermeni yetimin bir kısmı Surp Pırgiç Hastanesi Yetimhanesi'ne yerleştirilir. 1926'da yayımlanan Surp Pırgiç Hastanesi 1925 yılı raporuna göre, "ana-babaları, yakınları savaştan ölen kimsesiz çocukların ve köyleri, evleri savaşta yakılan, yıkılanların, yersiz yurtsuz kalanların" başvurdukları ilk yerlerden biri hastane olur.58 Hastane aynı zamanda İstanbul'da bulunan göçmen merkezlerinde barınanlara da sağlık hizmeti götürür.


Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte hastane, bazı zorunlu kurumsal değişikliklerden geçer. 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu'yla59 beraber bütün eğitim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığı altında toplanmasına karar verilir. Böylece, Surp Pırgiç Hastanesi'ndeki eğitim faaliyetlerine son verilir.60

igs4

1900'lü yılların başlarında hastanenin hariciye bölümü, kadınlar koğuşu


1933'te, Özel Hastaneler Kanunu'yla, belediye ve özel idare hastaneleri dışında kalan bütün hastaneler 'özel hastane' statüsüne alınır.61 Böylece, Osmanlı döneminden beri kendi toplumlarına hizmet veren bütün gayrimüslim hastaneleri 'özel hastane' olur, fakat vakıf hastanesi özelliği taşımaları nedeniyle, ücretsiz hasta kabul etmelerine izin verilir.62 Ayrıca, hastane, azınlık vakfı statüsüne sahip olduğu için, her yıl Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından da denetlenir.63

igs5

1900'lü yılların başında hastanenin ameliyathanesi


Azınlık vakfı statüsü beraberinde daha büyük bir sorun getirir. Gelir getirici işlerin durdurulmasının yanı sıra hastanenin yaşadığı en büyük darbe, kendi tasarrufunda olan, hizmetlerin devamı ve giderlerinin karşılanması için vakfedilen, padişah fermanı ve hüccet belgeleriyle64 kayıt altında olan birçok mülkle ilgili sorun yaşanması ve bu mülklere el konulmasıdır. Öjeni Dındes Roman'ın vasiyet ettiği binanın hikâyesi, bu tür bir el koyma hikâyesidir.


İGS BİNASI'NIN EL KONMA HİKÂYESİ


Öjeni Dındes Roman, 15 Ekim 1943'te Beyoğlu 6. Noterliği'nde düzenlenen vasiyetnamesi ile İstanbul Beyoğlu ilçesi İstiklal Caddesi'nde bulunan mülkünü Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi Vakfı'na vasiyet eder. Vakıf, Öjeni Roman'ın 18 Kasım 1954'te vefatının ardından 1955'te İstanbul Valiliği'ne başvurarak söz konusu mülkün vakıf adına tesciline izin verilmesini talep eder. İstanbul 3. Sulh Hukuk Mahkemesi, 28 Mart 1955 tarihli kararı ile vasiyetin uygulanması için Beyoğlu Tapu Sicil Müdürlüğü'ne bildirimde bulunur.


İstanbul Valiliği, vakfın başvurusu üzerine, 5 Mayıs 1955'te, Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı'nın Vakıflar Kanunu'na göre gayrimenkul edinebileceğine ve söz konusu taşınmazın tapuda tescilinin yapılabileceğine karar verir.65 Bina, yasal prosedür tamamlanarak 19 Mayıs 1955'te tapuda vakıf adına tescil edilir. Bu tarihten 1992'ye kadar bina, 37 sene boyunca vakfın tasarrufunda olur. Bu arada vakıf, 1962'de gerekli ruhsatları alarak binayı, İstanbul Giyim Sanayi tarafından mağaza olarak kiralandığı için İGS binası olarak bilinen dokuz katlı bir işhanı haline getirir.


igs6

Hastanenin kadın akliye bölümü (1860-1865)


1992'de İstanbul Defterdarlığı, Maliye ve Gümrük Bakanlığı adına bir dava açarak mülkün tescil işleminin iptal edilmesini eder. Valilik, iptal isteminin gerekçesinde, vakfın "…1936 yılında verilen ve vakfiye yerine geçen beyannamesinde dava konusu taşınmaz yer almadığından ve tüzel kişiliği bulunan yabancı [vakıfların] beyannamelerinde açıklık olmayan hallerde gerek doğrudan doğruya gerekse vasiyetname yolu ile mal [edinemeyeceklerini]" ileri sürer.


Vakıf avukatları Diran Bakar ve Setrak Davuthan, dava dilekçesine 7 Nisan 1992'de verdikleri cevapta, öncelikle davacının söz konusu davayı açmakta "hukuki yararı" olmadığını, bu yüzden davanın reddinin gerektiğini belirtir. Dilekçede, vakfın, 1832'de Osmanlı tebaası olan Ermeni milleti tarafından kurulduğu, Cumhuriyet döneminde de ilgili ulusal ve uluslararası mevzuat ile uyum içinde faaliyet göstermeyi sürdürdüğü, yabancı olmayan bir hayır kurumu olduğu ve 1913'te kabul edilen "Tüzel Kişilerin Gayrimenkullerinin Kullanımına Dair Kanun Hükmünde Kararname" (bkz. 1913 Kararnamesi) hükümlerine göre gayrimenkul edindiği vurgulanır. 1926'da kabul edilen Türk Medeni Kanunu'nun tüzel kişilerin medeni haklarını kullanma ehliyetini güvence altına alan 46. maddesinde herhangi bir değişiklik yapılmadığı halde, gayrimüslim vakıflarının medeni haklarını kullanma ehliyetinin sınırlandırılmasının kanuna ve hukuka aykırı olduğu da cevapta dile getirilir.

igs10

İGS binasını Surp Pırgiç Hastanesi'ne miras bırakan Öjeni Dındes


Bunların dışında, vakfın 1936'da verdiği beyannamenin, kanundan doğan mal bildirme yükümlülüğünden ibaret olduğu, bu beyannamenin vakfiye niteliğinde kabul edilmesinin kanunda bulunmayan ek bir hüküm getirmek ve kanun koyucu yerine geçmek anlamına geldiği, böylelikle de kuvvetler ayrılığı ilkesinin çiğnendiği vurgulanır. Yine dilekçede, İstanbul Valiliği'nin verdiği 255-87 sayılı belgede davalı vakfın tüzel kişiliği ve gayrimenkul edinmeye yetkisi olduğunun belirtildiği, bunun kazanılmış hak olduğu ve 1974'te verilen hatalı bir karar nedeniyle bu hakka dokunmanın hukukla bağdaşmadığı dile getirilir. Tüm bunlardan başka, davalı vakfın vakfiyelerinin mevcut olduğu ve bu vakfiyelere göre gayrimenkul edinebileceği savunularak davanın reddi talep edilir.


Davanın devamı esnasında Valilik, Öjeni Roman'ın mirasçısı olarak geriye kardeşi Yervant Miaseryan kaldığı halde, vasiyet eden Öjeni Roman'ın tek mirasçısı olarak Hazine'nin kaldığına dair Beyoğlu 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nden alınan veraset ilamını sunar.66 Vakıf, vasiyet eden Öjeni Roman'ın aynı anne babadan olan kardeşi Yervant Miaseryan'ın mirasçı olduğunu belgelediği halde,67 mahkeme tarafından mirasçının Hazine olduğu kabul edilir. Vakıf, Hazine'nin aldığı bu veraset ilamının iptali için Beyoğlu 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde dava açsa da, mahkeme Yervant Miaseryan'ın Öjeni Roman'la akrabalığını gösterir herhangi bir kayıt ya da belgenin mevcut olmadığı kanaatıyla bu davayı reddeder.68 Bu karar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesi tarafından 3 Şubat 1997'de onaylanır.69


Bu karardan sonra, davaya Öjeni Roman'ın mirasçısının Hazine olduğu kabul edilerek devam edilir. Avukatların 27 Ekim 1997'de mahkemeye sundukları dilekçede, Surp Pırgiç Hastanesi Vakfı'nın 1936 beyannamesinin 4. ve 5. maddelerinde, vakfın tasarrufunda bulunan taşınmazların beyannamede belirtilenlerle sınırlı kalmayacağı, gelecekte de mülk edinmeye devam edeceği anlamına gelen bir ibareye yer verildiği dile getirilir. Dilekçede ayrıca, vakfın vakfiyelerinin mevcut olduğu, bu vakfiyelerde mal edineceğine dair açıklık bulunduğu, 1936 Beyannamesi'nde de vakfın vakfiyelerinin bulunduğunun açıkça belirtildiği vurgulanır.

igs7

1900'lerin başında Surp Pırgiç Hastanesi bünyesindeki Surp Hagop Yetimhanesi'nin sandalye atölyesi

Kadıköy Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nde görülen, yine vakfa ait gayrimenkulleri ilgilendiren benzer iki davada bilirkişi tayin edilen Av. Fuat Bilgin ve Prof. Dr. İsmet Sungurbey tarafından düzenlenen raporlarda da benzer görüşlere yer verilir. Bu raporların mahkemeye sunulmasının ardından, avukatların davalı vakfın 1936'dan sonra da gayrimenkul edinip edinemeyeceğine dair bilirkişi incelemesi yapılması yönünde dile getirdiği talep, Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından reddedilir ve 24 Şubat 1998'de binanın yeniden Öjeni Roman adına kaydedilmesine karar verilir.70 Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 20 Ekim 1998'de yerel mahkeme kararını onar, vakfın düzeltme talebi de aynı dairenin 25 Ocak 1999 tarihli kararıyla reddedilir. Öjeni Roman adına yeniden kaydı yapılan mülk, Öjeni Roman'ın mirasçısı olmadığı kabul edildiğinden Hazine'ye devredilir. Eski tarihli veraset ilamları ile mirasçının kardeşi dikkate alınmaz. Böylece iç hukuk yolları tükenir ve mülk Hazine'ye geçer.


AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ SÜRECİ


İç hukukta sonuç alınamayınca, vakıf, hak kaybının önlenmesi amacı ile 16 Temmuz 1999'da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) başvurur. Başvuru 4 Ağustos 1999'da kabul edilir. Başvuru dilekçesinde, Medeni Kanun, Vakıflar Kanunu ve Lozan Antlaşması hükümleri uygulandığı takdirde gayrimüslim vakıflarının gayrimenkul edinme ehliyetiyle ilgili bir kısıtlama olamayacağı vurgulanır; söz konusu mülkle ilgili hukuk mücadelesi anlatılır. Vakıflara ilişkin mevzuatın ulusal mahkemeler tarafından yapılan yorumunun, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne Ek 1 No'lu Protokol'ün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkını, bu maddeyle beraber değerlendirilen Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağını ve Sözleşme'nin 6. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkını ihlal ettiği belirtilerek, gayrimenkulun vakfa iadesi talep edilir.


Türkiye hükümeti, 27 Mayıs 2004'te AİHM'e sunduğu savunmasında, iç hukuk yollarının tüketilmediğini (2002'de çıkarılan kanunlarla gayrimüslim vakıflarının mal edinmesine kolaylık getirildiği), başvurunun kabul edilebilirlik şartlarını yerine getirmediğini, herhangi bir hak ihlali yapılmadığını, başvurucu vakfın söz konusu mülkü hukuksuz olarak edindiğini iddia eder. Vakfın avukatları tarafından 2 Temmuz 2004'te hükümetin iddialarına verilen cevap dilekçesinde, yeni çıkan kanunların uygulamada halen birçok sorun barındırdığı, söz konusu taşınmaz gibi malların iadesi ile ilgili hüküm bulunmadığı ve hak ihlallerinin devam ettiği belirtilir. Dilekçeyi hazırlayan vakıf avukatlarının önemle üstünde durduğu bir nokta, vakfın söz konusu bina için yaptığı tescil başvurusunun, gayrimenkulün tapuda zaten vakıf adına kayıtlı olduğu gerekçesiyle reddedilmiş olmasıdır. Bu durum dilekçede avukatlar tarafından şöyle ele alınmıştır:

igs8

1860'lı yılların ortalarında Surp Hagop Yetimhanesi binası

"Türk Medeni Kanunu'nun 705. maddesi şu şekilde düzenlenmiştir:


'Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması tescille olur. Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır.'


Bu durumda Hazine, Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 24 Şubat 1998 tarihli kararının kesinleşmesiyle taşınmazın maliki olmuştur ve Hazine bu taşınmazı satmak ya da ipotek etmek gibi bir işlem yapmayacağından, taşınmazı tapuda kendi adına tescil etme gereği hissetmemiştir. Aslında bu tür taşınmazların cemaat vakıflarının elinden alınmasını ilgilendiren davalarda, idari makamlar tapuda hiç bir işlem yapmamakta, taşınmazın tapuda eski malik adına kalmasının devam etmesine özen göstermektedirler. Böylece taşınmaz mal kesinleşmiş mahkeme kararı ile cemaat vakfının elinden alınmakta ancak tapudaki kayıt hâlâ cemaat vakfı adına kalmaktadır.


Bu uygulamanın nedeni İstanbul Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün iki yazısının tetkikinden anlaşılacaktır. Bu yazıların birincisi Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün Şişli 1. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğü'ne yolladığı 31 Mayıs 1991 tarihli kesinleşmiş mahkeme kararı ile, tapusu iptal edilen Balıklı Rum Hastanesi'ne ait bir taşınmazla ilgilidir. Bu yazıda Bölge Müdürlüğü, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün talima tına göre bu tür kararların infaz edilmeyerek bekletilmesi uygulamasının devam ettiğini belirtmektedir.


İkinci yazı ise "çok gizli" kaşeli olup, Vakıflar Genel Müdür Yardımcısı Ali Zengin tarafından 22 Ekim 1991'de Beyoğlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'ne yollanmıştır. Bu çok gizli yazıda şöyle denilmiştir:


"[T]apu iptaline ilişkin alınan kararların infaz edilmemesine ülke menfaatleri ve uluslararası ikili ilişkilerimiz bakımından Dışişleri Bakanlığı ile yapılan bir seri toplantılar sonucunda alınan idari kararlar çerçevesinde lüzum görülmüştür. Lozan Antlaşması'nın azınlıklarla ilgili bölümünün hükümlerinde yer alan mütekabiliyet esası ve Batı Trakya'daki Türklerin mal varlığı üzerinde Yunan tarafından yapılacak keyfi işler göz önünde bulundurulmuştur."

igs9

Yetim Ermeni çocukların kaldığı Beşiktaş kampında ders zamanı (1915 sonrası)

Böylece bir taşınmazın mülkiyeti, sahibi olan cemaat vakfının elinden mahkeme kararı ile alınırken bu karar tapuda infaz edilmeyerek kamuoyundan, uluslararası kuruluşlardan, Yunan hükümetinden vs. gizlenmeye çalışılmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti hükümeti de başvurumuzun yukarıda gizli yazıda açıklanan yöntemden yararlanmak suretiyle taşınmazın tapuda müvekkilimiz vakıf adına kayıtlı olduğu nedeniyle reddedilmesini istemektedir. Oysa kesinleşmiş mahkeme kararıyla mülkiyet Hazine'ye geçmiştir."71


Bu arada Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 25 Ocak 1999'da kesinleşen kararıyla Hazine'ye devredilmesi hükme bağlanmış olmasına rağmen tapuda halen vakıf adına kayıtlı olan bina, vakıf avukatlarının söz konusu dilekçeyi verdikleri 2 Temmuz 2004'te Hazine adına tescil edilir.


AİHM'deki dava sürerken, 3 Ocak 2005'te, Milli Emlak Genel Müdürlüğü, İstanbul Valiliği'ne dava konusu taşınmazın 2,5 milyon YTL tahmini bedel üzerinden satışa çıkarılması için talimat verir. 25 Şubat 2005'te vakıf, Beyoğlu Asliye 2. Hukuk Mahkemesi'ne mülkün satışının durdurulması için ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını talep eden bir dilekçe verir. Dilekçede, vakfın gayrimenkul ile ilgili AİHM'e yaptığı başvurunun kabul edildiği ve davanın halen devam ettiği belirtilir; taşınmazın satılması durumunda vakfın onarılamaz zararlara uğrayacağı dile getirilir. Ayrıca, Avrupa Birliği uyum süreci çerçevesinde, azınlık vakıflarının mülkiyet haklarının ihlali niteliğindeki kararlar sonucu ellerinden çıkan taşınmazların iadesi için Türkiye hükümetinin yeni yasal düzenlemeler konusunda çalışmaları olduğu vurgulanır.

igs13

Karaköy-Çeşme Sokağı'nda, Dındes Ailesi tarafından inşa ettirilen ve şu an Surp Pırgiç Hastanesi'nin tapulu mülkü olan Roman Han

Beyoğlu Asliye 2. Hukuk Mahkemesi, 28 Şubat 2005'te satış ile ilgili ihtiyati tedbir talebini, gayrimenkulün 2 Temmuz 2004'te hazine adına tescil edilmiş olması sebebiyle, "kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının ihtiyati tedbir yoluyla durdurulamayacağı" gerekçesiyle reddeder. 1 Mart 2005'te bina 4.160.000 YTL teklifte bulunan Sitil Çizgi İnşaat Turizm ve Tekstil A.Ş.'ye geçici olarak ihale edilir.


Milli Emlak Genel Müdürlüğü, 5 Mayıs 2005'te, vakfın dilekçesine cevaben, satış ihalesinin iptal edildiğini bildirir. Vakfın eski yöneticilerinden Melkon Karaköse, iptal kararının vakıf yöneticilerinin dönemin bakanlarından biriyle yaptıkları bir telefon görüşmesinden hemen sonra alındığını kaydetmiştir.72


Vakıf avukatları, 15 Ağustos 2005'te AİHM'e sundukları yazıda, öncelikle gayrimenkulün vakfa iadesini ve tapu kaydının iptaline dair mahkeme kararının kesinleştiği 25 Ocak 1999'dan, 30 Haziran 2005'e kadar vakfın uğradığı kira kaybının ödenmesini talep ederler. Gayrimenkulün iadesi mümkün olmadığı takdirde ise değeri olan 2.476.190.48 Euro'nun ödenmesini isterler.


igs_harita1_185x128mm

Charles Goad tarafından Aralık 1905'te hazırlanan sigorta haritasında, İstiklal Caddesi üzerinde bulunan İGS binası


AİHM, 29 Mayıs 2006'da, taraflara dava konusu malların mevcut durumlarında iadesini ve dava masraflarını ödemeyi içeren bir dostane çözüm önerisinde bulunur. Vakfın talep ettiği kira kayıpları bu öneride yer almaz. Davalı Türkiye Devleti, 17 Haziran 2006'da dava konusu malların mevcut durumlarında iadesini ve dava masraflarını ödemeyi içeren öneriyi kabul ettiğini bildirir. Bunun üzerine vakıf da 27 Haziran 2006 tarihli yönetim kurulu kararıyla dostane çözümü kabul ettiğini açıklar.


Hükümet, 29 Mart 2007'de AİHM'e sunduğu ve dostane çözümü kabul gerekçelerini ve taahhütlerini içeren beyannamede, davanın temelinin, 2762 sayılı Vakıflar Kanunu'nun 8 Mayıs 1974 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı üzerinden yorumlanması olduğunu ve bu içtihadın vakfın taşınmaz mal edinmesini engellediğini, cemaat vakıflarının taşınmaz mal edinmelerini sağlayacak düzenlemelerin derhal ve etkin bir şekilde gerçekleşmesi için gerekli önlemleri alacağını, böylelikle başvurucunun mevcut düzenlemeler çerçevesinde taşınmaz edinmesini sağlayacağını taahhüt ettiğini belirtir. Böylelikle devlet, 30 yılı aşkın bir süredir sahip çıktığı bir üst mahkeme yorumunun hukuka aykırı olduğunu ilk defa resmen kabul eder.


AİHM, 26 Haziran 2007'de, dostane çözümü içeren nihai kararını verir ve taraflara bildirir. 28 Ağustos 2007'de İGS binası, Öjeni Roman'ın vasiyet ettiği gibi, Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı adına tescil edilir. Böylelikle ilk kez bir gayrimüslim vakfının el konan bir mülkü Türkiye devleti tarafından iade edilmiş olur.

49

Amira: Arapça reis ya da komutan anlamına gelen 'emir' kelimesinden gelir. Osmanlı'da bankerler ve resmi devlet görevlilerinden meydana gelen nüfuzlu kesimleri ya da Ermeni ileri gelenlerini belirtmek için kullanılan unvan.

50

Arsen Yarman, Osmanlı Sağlık Hizmetlerinde Ermeniler ve Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Tarihi, Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı, İstanbul, 2001, s. 450.

51

agy, s. 451-452.

52

Rober Koptaş, "Bir Başka Gözle Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi'nin İlk Yılları", Toplumsal Tarih, sayı 148, Nisan 2006, s. 34.

53

Yarman, agy, s. 452. Rober Koptaş, hastanenin Yedikule'de kurulma nedenlerine "yaramazlar ve akıl hastaları"nın bu hastanelere konarak dışarıda yaşayan "sağlıklı insanlar"ın korunmasının amaçlandığını ekler. Konu hakkında ayrıntılı bir analiz için bkz. Rober Koptaş, "Bir Başka Gözle Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi'nin İlk Yılları", Toplumsal Tarih, sayı 148, Nisan 2006.

54

Kevork Pamukciyan, "Yedikule Ermeni Hastanesi", Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt 7, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul, 1994, s. 460.

55

Varujan Köseyan, "Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Tarihçesine Kısa Bir Bakış", Ermeni Hastanesi 1900-1910 Salnamelerinde İlan ve Reklamlar içinde, Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı Özel Koleksiyonu, İstanbul, 1999, s. 3; Rober Koptaş, agy, s. 35. Beyoğlu Hastanesi'nin binası, bakımsızlık kaynaklı olarak uzun süre yıkık haldeyken onarılarak okul olarak hizmet verilmesi sağlanır. 1895'te bina tamamen yıkılır ve yerine Esayan Okulu ile Surp Harutyun Kilisesi inşa edilir. Narlıkapı Hastanesi'nin bulunduğu yapı ise, Narlıkapı Surp Hovhannes Ermeni Kilisesi adıyla bugüne dek faaliyetini sürdürmüştür (Yarman, agy, s. 450).

56

Ayrıntılı bilgi için bkz. Arsen Yarman, Osmanlı Sağlık Hizmetlerinde Ermeniler ve Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Tarihi, Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı, İstanbul, 2001.

57

Köseyan, agy, s. 4.

58

Yarman, agy, s. 602.

59

"430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu", Resmi Gazete, sayı 63, 6 Mart 1924.    

60

Şahin, agy, s.66.

61

"2219 sayılı Hususî Hastaneler Kanunu", Resmi Gazete, sayı 2625, 5 Haziran 1933.

62

Burak Şahin, Charity and Old Agy Care: The Non-Muslim Community Hospitals in İstanbul, yayımlanmamış yüksek lisans tezi, Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, İstanbul, 2009, s. 63-64.

63

Nuran Yıldırım, "Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi", Osmanlı'dan Bugüne 180 Yıllık Bir Öykü: Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi içinde, Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı, İstanbul, 2012, s. 15.

64

Hüccet örnekleri için bkz. Arsen Yarman, Osmanlı Sağlık Hizmetlerinde Ermeniler ve Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Tarihi, Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı, İstanbul, 2001.

65

İstanbul Valiliği'nin verdiği 255-87 sayılı belge (Diran Bakar Arşivi).

66

Beyoğlu 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 1993/1129 E. 1993/704 K. No'lu veraset ilamı (Diran Bakar Arşivi).

67

İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1955/45 E. 1955/80 K. No'lu kararı ile Yervant Miaseryan'ın mirasçı olduğu belgelenir.

68

 1994/635 E. 1996/580 K. sayılı ilamı.

69

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 1997/590 E. 1997/1275 K. sayılı ve 3 Şubat 1997 tarihli ilamı.

70

 Beyoğlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 1998/96 K. sayılı ve 24 Şubat 1998 tarihli kararı.

71

Vakfın avukatları Diran Bakar ve Setrak Davuthan tarafından 2 Temmuz 2004 tarihinde T.C. hükümetinin iddialarına cevaben Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 3. Daire Başkanlığı'na sunulan dilekçe (Diran Bakar Arşivi).

72

 Vakıf eski yöneticilerinden Melkon Karaköse ile 25 Nisan 2012 tarihinde yapılan görüşme. 

19.11.2012