SİTE İÇİ ARAMA

HARİTADA ARAMA

İSTANBUL ERMENİ VAKIFLARININ
EL KONAN MÜLKLERİ

2012 Beyannamesi - İstanbul Ermeni Vakıflarının El Konan Mülkleri
Gümülcine'de ortaokul ve lise düzeyinde eğitim veren tek Müslüman azınlık eğitim kurumu olan Celal Bayar Ortaokulu ve Lisesi'nde çocuklar (2005)

Narlıkapı Surp Hovhannes Ermeni Kilisesi (2010)

Andonyan Manastırı kütüphanesinin 1990'lardaki durumu

Tuzla Ermeni Çocuk Kampı - 'Morakur', kızların saçlarını örerdi

Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi'nde mezuniyet töreni

Kalfayan Yetimhanesi'nin 1943-1944 eğitim-öğretim yılı mezunları ve müdür Veronig Küdyan (1944)

Andonyan Manastırı'nda rahip adayları ve manastırın başrahibi
Halıcıoğlu Boncuk Sokak'taki Kalfayan Yetimhanesi ve Surp Asdvadzadzin Şapeli'nin yıkımdan hemen önceki hali (1972)
İskeçe Azınlık İlköğretim Okulu'nda öğrenciler beden eğitimi dersinde (Aralık 2011) 
Tuzla Ermeni Çocuk Kampı
Şişli Karagözyan Ermeni Yetimhanesi

Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi

BİR MAHALLEDEN TEK HAMLEDE SİLİNMEK: KALFAYAN YETİMHANESİ BİNASI

Haliç kıyısında, 16. yüzyılda kurulmuş bir semt olan Sütlüce ve hemen güneyindeki Hasköy, tarihsel olarak kozmopolit bir nüfusa sahipti. Bizans döneminde şehrin bu bölgesinde, Galata dışında önemli bir yerleşim olmamıştı. Bir görüşe göre, Sütlüce adının kökeninde bu dönemde buralarda mandıraların bulunması yatar. Semtle ilgili ilk bilgilerden birini aktaran Evliya Çelebi ise bölgedeki bir ayazmanın emziren kadınların sütünü çoğalttığından bahseder. Galata'daki Yahudi Karaim topluluğu, oradaki Latin kolonisinin nüfusunun yoğunlaşması ile bu bölgeye göçer. Böylece Hasköy, kentin en eski Yahudi semtlerinden biri olur. Osmanlı döneminde Rumlar, Ermeniler ve Müslümanlar da bölgeye yerleşir. Şehrin en gözde mesire ve sayfiye yerlerinden birine dönüşen Sütlüce, kıyılardaki yalılar ve gerideki sırtlara yayılan bağlar, bahçeler ve köşklerle, güzel bir kasaba görünümündedir.


Semtin en eski kilisesi, Bizans döneminden beri kullanıldığı bilinen bir ayazmanın üstüne 16. yüzyılda kurulmuş olan Aya Paraskevi Rum Kilisesi'dir. Bu dönemde Sütlüce'de ve Hasköy'de Yahudiler ve Rumlar, Halıcıoğlu'nda ise Ermeniler yoğunluktadır.1 Ermeniler, bölgeye 17. yüzyılın ilk yıllarında yerleşmeye başlarlar. Çoğu Erzincan'ın Eğin (Kemaliye) ilçesinden İstanbul'a göç etmiş olan, semtin bu ilk Ermeni sakinleri, Sütlüce-Karaağaç'ta tuğla ve kiremit imalathaneleri kurarlar.2 1728'de Surp Isdepanos Ermeni Kilisesi inşa edilene kadar, ibadet için Balat'a giderler.3 1823 yılında, kilisenin hemen bitişiğinde Hasköy Nersesyan Okulu açılır.4 Hasköy'e yerleşen Protestan Ermeniler ise, o döneme dek kullandıkları ahşap kilise ihtiyacı karşılayamaz olunca, 1859 yılında Hasköy Ermeni mezarlığının karşısındaki bir arazide kâgir bir kilise inşa ederler. 1866 yılında ise, Kalfayan Kız Yetimhanesi kurulur. Birinci Dünya Savaşı sırasında birçok kilise ve okul gibi Surp Isdepanos Kilisesi ile Nersesyan Okulu da askeri ihtiyaçlara tahsis edilince, Protestan kilisesi semtin Ermeni okulu olarak kullanılmaya başlar.5


KALFAYAN YETİMHANESİ'NİN KURULUŞU VE GELİŞİMİ

19. yüzyılda Avrupa'yı kasıp kavuran koleradan Osmanlı toprakları da payını fazlasıyla alır. 1865'te yaşanan büyük salgın nedeniyle çok sayıda çocuk yetim ve öksüz kalır. Rahibe Sırpuhi Nışan Kalfayan, bu dönemde, annesi ve babası koleradan ölmüş olan, 2 ile 10 yaş arasında 17 kız çocuğun bakımını üstlenir. Hasköy'deki evinde, hem onları meşgul etmek, hem de geçindirebilmek için, çocuklara el işleri öğretmeye başlar. Bu kişisel çabadan, sonraları İstanbul'un ve Ermeni toplumunun en köklü eğitim kurumlarından biri olacak olan Kalfayan Yetimhanesi doğacaktır.

Çocukların yaptığı ince oya ve sırma işlerini Kapalıçarşı esnafı aracılığıyla satan Rahibe Kalfayan'ın bu çalışması, bir süre sonra, üst sınıflara mensup Ermeni kadınların dikkatini çeker; Kalfayan, onların yetimhaneye destek vermesini sağlar. Başlangıçta sadece el sanatları eğitimi verilen çocukların başka alanlarda da eğitilmeleri için çaba gösterir. 1866'da toplumun desteği, Episkopos Nerses Varjabetyan ile Patrik Boğos Taktakyan'ın onayı ve katkılarıyla, Kalfayan Yetimhanesi resmen kurulur. Rahibe Kalfayan'ın 1870'te bir dilekçe ile başvurduğu Sultan Abdülaziz, kuruma 50 altın hediye eder; ayrıca, elbiselik kumaş ile, günlük 7,5 okka et ve 15 okka ekmek tahsis edilmesini sağlar. Bu tahsisat Cumhuriyet'in ilanına kadar devam edecektir. Bir süre sonra, Kalfayan'ın evi, yetimhanenin artan nüfusuna dar gelmeye başlar. 1871'de, halkın yardımlarıyla, Boncuk Sokak'ta, yetimhane için yeni bir bina inşa edilir.

kalf1_1

Rahibe Sırpuhi Kalfayan (17 Şubat 1822, Kartal - 4 Temmuz 1889, Hasköy)


1872'de, Mısırlı Prenses Zeynep Hanım'ın yaptığı bağışla, yetimhanenin Kartal'da bir yazlığı olur. 1873'te, Rahibe Sırpuhi ve öğrencilerinin, dokudukları bir halıyı hediye ettiği Sultan II. Abdülhamid, kuruma 300 altın bağışlar. Bu parayla, yetimhaneye gelir sağlamak amacıyla Silahtar'da bir dükkân satın alınır. İki yıl sonra, maddi destek talebiyle tekrar başvurulan II. Abdülhamid, bu kez 50 altın verir.6 1889'da vefat eden Rahibe Kalfayan, vasiyetnamesinde, yetimhanenin faaliyetlerini rahibelerin sorumluluğu altında sürdürmesini arzu ettiğini belirtir. Aynı yıl, yetimhanenin arazisi içinde Surp Asdvadzadzin (Meryem Ana) Şapeli inşa edilerek ibadete açılır.

Yetimhane, Birinci Dünya Savaşı'na kadar, Hasköy ve civarıyla sınırlı bir hizmet verir, ancak 1915'ten sonra İstanbul'daki Ermeni yetimlerin sayısının artmasıyla, tüm Ermeni toplumu tarafından sahiplenilir. 14 Haziran 1928 tarih ve 341 no'lu ruhsatname ile Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir eğitim kurumuna dönüşen Kalfayan Yetimhanesi, uzun süre Halıcıoğlu-Boncuk Sokak 10 numaradaki ahşap binasında, sayısız kız çocuğa yuva ve okul olur.

kulak_2

Halıcıoğlu-Boncuk Sokak'taki Kalfayan Yetimhanesi Binası


19. yüzyılda sanayi için bir çekim merkezi haline gelen bugünkü Halıcıoğlu mahallesini de kapsayan semtin sanayileşmesi, 20. yüzyıl başlarında Sütlüce mezbahasının kurulması ve özellikle 1950'lerde, Haliç'in bütününün sanayi alanı olarak belirlenmesiyle hız kazanır.7 Haliç'teki kirliliğin de sebebi olan bu hızlı kentleşme sürecinde, eski doku yerini kıyılarda sanayi kuruluşlarına, sırtlarda ise gecekondulara ve yoğun yapılaşmaya bırakır. 

1960'lı yılların sonlarında, Boğaz geçişi ve bağlantı yolları için yapılacak olan kamulaştırmalardan Sütlüce'nin de etkileneceğini gören Kalfayan Vakfı yönetimi, Karayolları Bölge Müdürlüğü'nden, yetimhane binasının ve arazisinin durumu ile ilgili bilgi ister. 10 Ocak 1969'da vakıf yönetimine gelen cevapta, yetimhanenin Boğaziçi Köprüsü ve çevre yollarının istimlak sahasında kaldığı ve yıkılacağı bildirilir.


'FIRSAT BU FIRSAT': YIKIM VE SONRASINDA YAŞANANLAR9

Vakıf yönetimi, Ocak 1969'da istimlak kararı eline ulaştıktan sonra, yetimhanenin nakledilmesi için izin almak üzere ilgili makamlara başvuruda bulunur. Yetimhanenin tekrar inşa edilmesi için, Üsküdar-Altunizade'de bulunan ve uzun süredir yetimler için dönüşümlü olarak yazlık kamp yeri olarak kullanılan arazi uygun görülmüştür. Vakfın tapulu mülkü olan bu araziyi oluşturan, yaklaşık 12,5 dönüm genişliğindeki bitişik iki parsel, yetim çocuklara hizmet verecek bir eğitim ve barınma kompleksi için yeterlidir.

İstimlak kararı ile 100 yıldan daha uzun bir süreden beri bulunduğu yeri terk etmek zorunda kalacak olan vakıf, İstanbul Milli Eğitim Müdürlüğü'nden 16 Ocak 1970 tarihinde gelen yazı ile bir darbe daha alır. Bu yazıda, yetim çocukların Üsküdar'da barındırılmasının mümkün olmadığı, şehirdeki başka yetimhanelere dağıtılmaları gerektiği bildirilir. Kalfayan Yetimhanesi, binasını kaybetmenin yanı sıra kapatılma tehlikesiyle de karşı karşıyadır. Bunun üzerine, birkaç gün içinde Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne, nakil için yeniden başvuruda bulunulur. Şubat ayında gelen yanıtta, söz konusu gayrimenkullerin vakfın 1936 beyannamesinde kayıtlı olmaması gerekçe gösterilerek, nakil talebi reddedilir. Altunizade'deki mülkler, 1930'lardan beri nam-ı müstear olarak vakfın kullanımında olmasına rağmen, resmen 1954'te tapuda vakıf adına kaydedilebilmiştir. Devlet, pek çok benzer vakada olduğu gibi, burada da 1936 Beyannamesi'ni bahane olarak kullanır. Bu cevabın geldiği 1969'da, beyannameleri vakıf senedi kabul ederek azınlık vakıflarının mülk edinmesini engelleyen Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 1972 tarihli kararı ve bu kararı onayan 1974 tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları henüz ortada yoktur. Bu örnekte, beyanname, mülklere el koymak üzere açılacak bir dava yerine, mülkün yetimhane olarak kullanımını engellemenin zeminini oluşturmuştur. Vakıf yönetimi, buna rağmen, Nisan ayında yeni bir dilekçeyle talebini Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne tekrar iletir, ancak gelen cevap öncekinden farklı değildir.

BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜ VE ÇEVRE YOLLARI İNŞAATI


kalfayan_harita1_185x128mm

'Alman Mavileri'nde, 1915 öncesindeki haliyle Halıcıoğlu (sarı çizgileri, mahalledeki Ermeni kurumları ile, sonraki dönemde el konan hayratlarını ve akarlarını göstermektedir. Sınırları bilinmeyen veya yok olmuş parseller daire şeklinde işaretlenmiştir)


Yetimhanenin varlığını sürdürebilmesi için her yolu deneyen vakıf yöneticileri, Ankara'ya gidip, dönemin Vakıflardan Sorumlu Devlet Bakanı Hüsamettin Atabeyli'ye, yetimhanenin karşı karşıya kaldığı sorunu anlatırlar ve nihayet olumlu bir sonuç elde ederler. İstanbul Valiliği, 13 Haziran 1970 tarihli bir yazı ile, yetimhanenin Üsküdar'a nakledilebileceğini vakıf yönetimine bildirir. Vakıf yöneticilerinin Ankara'da yaptıkları görüşmeler sırasında tanık oldukları bir konuşma, devlet bürokrasisinin azınlık vakıflarına bakışını açıkça ortaya koymaktadır: Bakan Hüsamettin Atabeyli, yetimhanenin karşı karşıya kaldığı durumu öğrenince, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden sorumlu müsteşarı yanına çağırıp, sorunun ivedilikle çözülmesi için talimat verir. Müsteşar, Atabeyli'ye, heyetin yanında "Aman bakanım, fırsat bu fırsat, vakfın kapatılması için gerekli koşullar sağlandı bu istimlakle" cevabını verir. Sinirlenen bakan, çözüm talimatını tekrarlayarak görüşmeyi sonlandırır.10 Bu diyalog, istimlak sonrasında Kalfayan Vakfı'nın mazbutaya alınmasının da planlandığına işaret etmektedir. Nitekim, aynı şekilde istimlak edilerek yıkılan Hasköy Surp Isdepanos Ermeni Kilisesi Vakfı için mazbutaya alma kararı çıkarılmış, bu uygulama ancak Danıştay'a yapılan itirazla engellenebilmiştir (bkz., Hasköy Surp Isdepanos Ermeni Kilisesi Vakfı).

Vakfın Ankara'daki bu girişimleri sonucunda, Valilik'ten, nakil için izin alınır. Ancak, 31 Ağustos'ta Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden gelen yazı bu izni doğrulasa da, günümüzde de devam eden başka bir sorunu ortaya çıkartır. Yazıda, herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin, vakfın Üsküdar'daki arazisinde bulunan ahşap binada hiçbir değişiklik yapılamayacağı bildirilmektedir. Yetimhanenin personelle birlikte 140-150 arasında değişen nüfusunun dört odadan müteşekkil bir binaya sığması beklenmektedir. Halbuki vakfın nakil izni için verdiği tüm dilekçelerde, söz konusu yerde gerekli ekler ve onarımlar için de izin istenmekteydi. Doğal olarak, vakıf yönetimi, 3805,50 metreküp yapı hacmi olan eski kompleksinde verilen eğitim ve barınma hizmetinin 128,80 metrekare üzerine inşa edilmiş yazlık bir evde gerçekleştirilemeyeceğini düşünerek, gerekli mimari projeyi hazırlar. Vakıf yönetiminin bundan sonraki mücadelesi, gerekli değişiklikler için hazırlanan projelerin ve finansman kaynaklarının açıklandığı dilekçelerle, ilgili makamlara sayısız başvuruda bulunmak olur. 1972'nin yaz aylarına kadar, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün en alttan en üste kadar her kademesine, ilgili devlet bakanlığına, Başbakanlığa, mesele defalarca izah edilir; hatta, Başbakanlık'tan gelen talep üzerine, durum, bilirkişi raporları ile de tespit edilerek sunulur.

kalfayan_1353072497

Halıcıoğlu-Boncuk Sokak'taki Kalfayan Yetimhanesi ve Surp Asdvadzadzin Şapeli'nin yıkımdan hemen önceki hali 1972)


Vakıf yönetiminin bu yoğun çalışmaları devam ederken, Karayolları Bölge Müdürlüğü, 24 Aralık 1971 tarihli bir yazıyla, yetimhanenin 1972 yılının Haziran ayında yıkılacağını bildirir ve o tarihe kadar boşaltılmasını ister. Böylece, bir sonraki yıl eğitime nerede devam edileceği bilinmezken, yetimlerin açıkta kalması tehlikesi başgösterir. 1972'nin bahar aylarında kamuoyu yetimlerin başına gelenlerden nihayet haberdar olur.11

İstanbul Valiliği'ne ve Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yapılan başvurulardan sonuç alınmayınca, 1970'te Danıştay 17. Daire'de dava açılır. Dava sürerken, yıkım zamanı yaklaşır. Vakıf yönetimi ve yetimhane personeli, son ana kadar umudunu kaybetmese de, 1972 yılının Temmuz ayında bina mecburen boşaltılır. Çocukların nerede barındırılacağı meselesine öncelik verildiğinden, tahliye acele bir şekilde yapılır; o telaş içinde, vakfın kimi belgeleri ve eşyası geride kalır. Yıkımın ertelenmesinin sağlanabileceği umut edilir. Altunizade'deki yazlık binanın yeniden yapılması projesine onay alınamadığı için çocuklar geçici bir süre için, vakfın Üsküdar-İcadiye'de bulunan üç katlı ahşap evine yerleştirilir. Daha sonra Altunizade'deki arsaya yapılan barakalarda eğitim verilmeye başlanır, ancak sadece üç sınıfla ders yapılabilir. Böylece yetimhane, hem eğitim hem barınma için hiç yeterli olmayan bir mekâna sıkışmış olur.

kalfayan_harita2_185x240mm

Halıcıoğlu'ndaki Ermeni kurumları ve istimlak ya da başka yöntemlerle el konan akarlarının, 1972'deki yıkımlar sonrasında oluşan güncel topoğrafyadaki konumları


Bu arada, Danıştay'da açılan dava, 4 Ekim 1972'de sonuçlanır. Danıştay, istimlakin hayri hizmeti ortadan kaldırmayacağına karara vermiştir. Bu karara göre, hayri hizmet devam ettiği sürece istimlak bedeli ile hizmetin devamını sağlayacak imkânlar sağlanmalıdır. Dolayısıyla, hayrat binanın yani okulun başka bir yerde inşa edilmesinin gerekli ve hukuka uygun olduğu açıkça ortaya konmuş olur. Buna rağmen, yetimhane vakfının eski binasının hacmini geçmeyen projesi için gerekli izinler bir türlü alınamaz ve vakıftan, dört odalı, harap bir yapıda okul ve yetimhane hizmetlerine devam etme mucizesini göstermesi beklenir. Binasını yeniden inşa etme umudunu yitiren vakıf da, bu mucizeyi gerçekleştirmeye çalışır. Milliyetçi Cephe hükümetleri zamanında onarım için bile izin alınamaz; iş sürüncemede bırakılır. Ancak zamanla bazı sınırlı onarımlar yapılabilir.

Yaklaşık olarak 30 yıl boyunca, bu zor şartlarda hizmet veren Kalfayan Okulu, 1999-2000 eğitim-öğretim döneminde, Üsküdar'daki Semerciyan Cemaran İlköğretim Okulu'nun binasını, o okulla ortak olarak kullanmaya başlar. Sonraki yıl Nersesyan Yermonyan İlköğretim Okulu da bu binaya taşınır. Semerciyan Cemaran ve Nersesyan Yermonyan okulları resmen kapanmaz ancak her iki okulun da öğrenci sayısı çok azalmış olduğundan, eğitime 'Kalfayan İlköğretim Okulu' adı altında devam edilir. Barınma hizmeti, halen, Altunizade'deki eski yazlık binada verilmektedir. Okulun çok değişken olan öğrenci sayısı, şu anda 60 civarındadır. Karma eğitime geçildikten sonra gündüzlü öğrenci de kabul etmeye başlayan okulda, 2011-2012 eğitim-öğretim dönemi itibariyle, 33 yatılı öğrenci bulunuyor. Her yaz belirli bir süre için Kınalıada'daki, Karagözyan Vakfı'na bağlı kampa gönderilen öğrencilerin çoğu, diğer tüm tatillerde de yetimhane bünyesinde kalıyor. Şişli Karagözyan Ermeni Yetimhanesi'nin yatılı bölümünün 2011'de kapanmasının ardından, Kalfayan Yetimhanesi tüm Türkiye'de, barınmaya muhtaç Ermeni çocukların yararlanabileceği, ilköğretim düzeyindeki tek yatılı Ermeni kurumu olarak kaldı. Kalfayan Okulu karma eğitim vermekle birlikte yatakhanelerinde sadece kız öğrencileri barındırdığı için, erkek ilköğretim öğrencilerinin barınabileceği bir kurum ihtiyacı hissediliyor.

kalf6

Kalfayan Yetiimhanesi'nin öğrencileri ve öğretmenleri bir arada (1965-1966)


Vakıf, halen kullanılan okul binasında bazı yenilemeler yaparak eğitimi burada sürdürmeyi ve yatakhaneyi İcadiye'deki Nersesyan Okulu'nun boşalttığı binaya taşımayı planlıyor.12 2001'den beri kullanılmayan bu binanın arazisini oluşturan parsellerden biri Kuzguncuk Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi Vakfı'nın, diğer üç parsel ise Gedikpaşa Surp Hovhannes Ermeni Kilisesi Vakfı'nın mülkiyetinde. Her iki vakıf da bu projeye olumlu yaklaştığından, yetimhane, önümüzdeki dönemde, yatakhane için ihtiyaç duyduğu alana nihayet kavuşabilecek. Eğitim ve barınmanın aynı yerde sürdürülmesinin faydası yetimhane yönetimi tarafından bilindiği halde, vakfın ekonomik durumu, bu hayali gerçekleştirmeye olanak tanımıyor. 2016'da, kuruluşunun 150. yıldönümünü kutlayacak olan Kalfayan Yetimhanesi Vakfı, tüm zorluklara rağmen, kuruluş amaçlarına uygun olarak faaliyetlerini sürdürüyor ve ihtiyaç içindeki kız çocuklarını hayata hazırlamaya devam ediyor.



1

Fahrünnisa Ensari Kara, "Sütlüce", Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt 7, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul, 1993, s. 117; "Haliç", Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt 3, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, İstanbul, 1994, s. 501.

2

Pars Tuğlacı, İstanbul Ermeni Kiliseleri, Pars Yayın ve Tic. Ltd. Şti., İstanbul, 1991, s. 85.

3

P. Ğ. İnciciyan, XVIII. Asırda İstanbul, İstanbul Enstitüsü Yayınları, 1956, s. 78, 152.

4

Pars Tuğlacı, Tarih Boyunca Batı Ermenileri, cilt 1, Pars Yayın ve Tic. Ltd. Şti,, İstanbul, 2004, s. 513

5

Tuğlacı, İstanbul Ermeni Kiliseleri, s. 322

6

Tuğlacı, Tarih Boyunca Batı Ermenileri, cilt 2, Pars Yayın ve Tic. Ltd. Şti,, İstanbul, 2004, s. 256; 364; 391; 416; 417; 764.

7

Kara, "Sütlüce", s. 117; "Haliç", Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, cilt 3, s. 501.

8

Turgut Cansever, İstanbul'u Anlamak, Timaş Yayınları, İstanbul, 2008, s. 344.

9

Bu bölümde yer alan bilgiler, Avukat Diran Bakar'ın ve Kalfayan Yetimhanesi'nin arşivlerindeki belgeler ve yetimhanenin eski ve yeni yöneticileriyle yapılan görüşmelerden derlenmiştir.

10

Vakfın o dönemki yöneticilerinden Garbis Uğurluyan ve şimdiki yönetim kurulu başkanı Daniel Antikacıoğlu ile Nisan 2012'de yapılan görüşmelerden.

11

Hasan Pulur, "Amerika'da Türk Dostu Ermeni", Milliyet, 27 Mayıs 1972; Burhan Felek, "Kolonel Hayık", Milliyet, 29 Mayıs 1972.

12

Vakıf Yönetim Kurulu Başkanı Daniel Antikacıoğlu ile 9 Mart 2012 tarihinde yapılan görüşme.

BOĞAZİÇİ KÖPRÜSÜ VE ÇEVRE YOLLARI İNŞAATI

İstanbul'un iki yakasını birleştirecek bir Boğaz geçişi kurulması, özellikle 20. yüzyılda, kentin başlıca meselelerinden biriydi. İstanbul'da, 'modern planlama' çerçevesinde kentsel mekânın yeniden şekillendirilişi 1930'larda başlamış, bu çerçevede 1950'lerde Vatan, Millet, Ordu ve Kemeraltı gibi geniş bulvarlar açılırken, güzergâhlarındaki pek çok tarihi eser istimlak edilmişti. Boğaz'a köprü yapılması için ilk etüt çalışmaları da 1953 yılında başladı. Yapımına 20 Şubat 1970'te başlanan Boğaziçi Köprüsü, 30 Ekim 1973'te, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 50. yıldönümü şerefine düzenlenen devlet töreniyle hizmete açıldı. İnşaat çalışmaları 1971'de başlayan Haliç Köprüsü'nün açılışı ise 10 Eylül 1974'te yapıldı. Böylece, Tarihi Yarımada, Vatan ve Millet caddeleri ile çevreyoluna bağlanmış oldu.

1. Boğaz Köprüsü ve çevre yolunun faaliyete geçmesiyle, kent otoyollar tarafından çepeçevre sarılmaya başladı. Bu otoyolların açtığı bölge-lerde hızlı ve çarpık bir kentleşme yaşandı. Köyden kente göçün yoğunlaşması ve İstanbul'un kontrol edilemeyen bir şekilde büyümesi, kentin tarihsel kimliğini oluşturan öğelerin tahrip olmasına neden oldu. Çevre yolu inşaatıyla Sütlüce'de yapılan yıkımlar, semtin tarihi evlerinin ve dükkânlarının yanı sıra, Hasköy Surp Isdepanos Ermeni Kilisesi, Kalfayan Yetimhanesi ile Surp Asdvadzadzin Şapeli ve Hasköy Nersesyan Okulu'nun binalarını da vurdu. Yıkım sahasının dışında kaldığından, yok olmaktan kılpayı kurtulan Halıcıoğlu Ermeni Protestan Kilisesi ise, cemaatini kaybettiği için uzun yıllar boş kaldıktan sonra, 1997 yılında sağlık ocağına dönüştürüldü. Böylece Ermeni kurumlarının semtten silinmesi süreci tamamlanmış oldu.

1950'li ve 1960'lı yıllarda hem İstanbul Belediyesi'nde, hem de merkezi hükümette danışmanlık görevlerinde bulunan mimar Turgut Cansever'in aktardığı, Haliç Köprüsü'nün Tarihi Yarımada'ya bağlantısı ile ilgili bir anekdot, dönemin ruhunu çok iyi anlatır: "1958'de köprünün çevre yolları yapılmaya başlanmıştı. Haliç geçişi Eyüp Sultan'ın üzerinden veriliyordu. Rami sırtlarından Eyüp Sultan'a iniyor ve bütün türbeleri yok ediyordu. Bu konuda doğrusu savaş verdiğimi söyleyemem. Çünkü Karayolları'nın başındaki iki kişi (isimlerini söyleyemeyeceğim, ama sonra bunlardan biri bakan oldu), bir gün biz Rami sırtlarında kavga ederken, bunlardan biri oraya geldi, bana 'Ne oluyor, anlatın' dedi. Anlattım. Ben çevreyolu yapılacaksa, bunun Eyüp Sultan'ın epey ötesinden, Alibeyköy civarından geçirilmesi gerektiğini söylüyordum; onlar köprüyü Eyüp Sultan'ın doğusundan geçirdiler. Ama Eyüp Sultan'ın bütünüyle yıkılma tehlikesi vardı. İşte Rami'deki kavga bunu önledi. [Bu] genel müdüre Türkiye müteşekkir olmalı. Eyüp Sultan'ı kurtardı."8 Böylelikle, Eyüp Sultan'ın çevresiyle olan ilişkisi zarar görmüş ve bölgedeki tarihi doku bozulmuş olsa da, Eyüp Sultan Camii kurtarılabilmiştir. Eyüp Sultan için gösterilen bu hassasiyeti, 300 yıllık Surp Isdepanos Kilisesi için gösteren bir görevli çıkmamıştır.

1974'te Boğaziçi Köprüsü'nün devamı niteliğindeki Haliç viyadüğünün ve E-5 otoyolunun inşa edilmesiyle Sütlüce'nin mekânsal bütünlüğü bozulur. Semti ikiye bölen otoyol, bölgenin hem mekânsal özelliklerini, hem de sosyal ve kültürel yapısını olumsuz etkilemiştir. 1980'li yılların ortalarında, geç kalınmış bir kentsel müdahale ile, sanayinin şehir merkezinden çıkarılması uygulamaları çerçevesinde, Haliç kıyılarının gezme, dinlenme ve eğlence amaçlı kamusal yeşil alanlar olarak yeniden düzenlenmesi, semtin ticari bir merkez olarak hareketliliğinin nispeten azalmasına neden olur. Yoğun ve plansız bir yapılaşmaya maruz kalan semt, yarım yüzyıl gibi bir süre içinde, tarihi mezarlıklardaki ağaçlıklar dışında, bütün yeşilliğini kaybetmiştir.

15.11.2012