SİTE İÇİ ARAMA

HARİTADA ARAMA

İSTANBUL ERMENİ VAKIFLARININ
EL KONAN MÜLKLERİ

2012 Beyannamesi - İstanbul Ermeni Vakıflarının El Konan Mülkleri
Gümülcine'de ortaokul ve lise düzeyinde eğitim veren tek Müslüman azınlık eğitim kurumu olan Celal Bayar Ortaokulu ve Lisesi'nde çocuklar (2005)

Narlıkapı Surp Hovhannes Ermeni Kilisesi (2010)

Andonyan Manastırı kütüphanesinin 1990'lardaki durumu

Tuzla Ermeni Çocuk Kampı - 'Morakur', kızların saçlarını örerdi

Surp Haç Tıbrevank Ermeni Lisesi'nde mezuniyet töreni

Kalfayan Yetimhanesi'nin 1943-1944 eğitim-öğretim yılı mezunları ve müdür Veronig Küdyan (1944)

Andonyan Manastırı'nda rahip adayları ve manastırın başrahibi
Halıcıoğlu Boncuk Sokak'taki Kalfayan Yetimhanesi ve Surp Asdvadzadzin Şapeli'nin yıkımdan hemen önceki hali (1972)
İskeçe Azınlık İlköğretim Okulu'nda öğrenciler beden eğitimi dersinde (Aralık 2011) 
Tuzla Ermeni Çocuk Kampı
Şişli Karagözyan Ermeni Yetimhanesi

Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi

GENEL BAKIŞ

YÖNTEME DAİR

İstanbul'daki Ermeni vakıflarının hak gaspına uğramış taşınmazlarını konu alan bir araştırma yapmak, iç içe geçmiş, çeşitli zorluklar barındıran bir iştir. Bu zorlukların bir kısmı, Türkiye'deki tüm azınlık toplumlarının yaşadığı sıkıntıların geneline, bir kısmı da özel olarak Ermenilerin bu topraklardaki zorlu varoluş yolculuğuna işaret eder. Öyle ki, bu bölümde yer alan bilgilerin ortaya koyduğu resmin bütünselliği açısından, araştırma sürecinde başvurduğumuz kaynaklar ve yaşadıklarımız, bilgilerin kendisi kadar önem taşıyor.

İçinde yaşadığımız toplumda demokratikleşmeye, şeffaflaşmaya, temel hak ve özgürlüklerin teminat altına alınıp herkes tarafından eşit bir şekilde yaşanmasına duyulan ihtiyaç, bu araştırma sürecinin her ânında hissedildi. Araştırma boyunca konuyla ilgili kamu kurumlarından edinilen bilgiler sınırlı ve çok genel kaldı; bunların da büyük kısmı taşınmazlar hakkında açılan davaların tutanaklarından, bir kısmı ise kamuya açık olan devlet arşivlerinden elde edildi. Bu nedenle, temel başvuru kaynaklarımız, Hrant Dink'in bu konuyla ilgili olarak gazetecilik yaşamı boyunca ulaştığı belgeler, notları ve yazıları; birçok vakfın yaşadığı problemlerle hukuk yoluyla yaşam boyu süren bir mücadele yürüten avukat Diran Bakar'ın kişisel arşivi ile Ermeni vakıflarının arşivleri oldu. Ayrıca, el konan azınlık mülklerinin iadesi ile ilgili olarak 2001 sonrasında başlayan süreçte Ermeni Patrikliği bünyesinde oluşturulan Ortak Emlak Komisyonu'nun çalışmaları da önemli bir katkı sağladı. İstanbul'un bir şehir olarak tarihini anlatan, özellikle taşınmazların doğru konumlarının belirlenmesi aşamasında kullandığımız tarihi haritalar, kitaplar ve araştırmaların yanı sıra, Agos gazetesinin kuruluşundan beri süren fikri takibine ve Ermenilerin şehirdeki tarihini konu alan yayınlara da her safhada danışarak yol aldık.


İstanbul'da kurulmuş ve tüzel kişiliğini Cumhuriyet döneminde sürdürebilmiş olan Ermeni vakıfları ile iletişime geçip onlara araştırmamızı tanıtmak ve araştırmaya onların da katılımlarını sağlayabilmek, bu çalışmanın başlangıcından itibaren temel uğraşlarımızdan biri oldu. Arşivlerini bu çalışma için bize açan vakıfların tüm belgeleri, taşınmazlarla ilgili olsun olmasın, tarayıcıdan geçirilip bilgisayar ortamına aktarıldı ve sınıflandırıldı. Hrant Dink ve Diran Bakar'ın arşivleri de aynı yöntemle düzenlendi ve yola çıkarken hedeflediğimiz gibi, başka araştırmalar için de kullanılabilecek bir veritabanı oluşturuldu.


Bu veritabanındaki belgelerin tümü, özellikle 1913 ve 1936 beyannamelerinde listelenen ve sonrasında edinilen mülklerle ilgili, vasiyetten kira kontratına, vergi makbuzlarından tapu senetlerine kadar, ulaşılan tüm belgeler proje ekibi tarafından incelendi. Literatür araştırmalarından da gelen bilgilerle her vakfın taşınmazlarının listesi oluşturuldu ve bunlar güncel kadastro haritasında tespit edilmeye çalışıldı. Söz konusu taşınmazların halen hangi amaçla kullanıldıkları, malikleri, tapu geçmişleri, ait oldukları vakıfların mülkiyetinden hangi tarihlerde ve ne tür yargı süreçleri ile çıktıkları belirlendi. Eşzamanlı olarak, proje ekibinin ve gönüllülerin katkılarıyla, bulunan taşınmazların fotoğrafları çekilerek bir görsel arşiv oluşturuldu. Bu arşiv, taşınmazların güncel kullanım biçimlerini ve zaman içindeki değişimi görünür kıldı. Tüm bu veriler kullanılarak, görsel olarak da sorgulanabilir bir coğrafi bilgi sistemi oluşturuldu ve burada sunulan mekânsal analizler yapıldı.

DSCF1452

Ermeni vakıflarının arşivlerinde, tarihleri ve mülkleri hakkında önemli bilgiler içeren belgeler bulunsa da, birçoğu tasnif edilmemiş, hatta çürümeye bırakılmış durumdadır. (2011) 


Herhangi bir zamanda, herhangi bir şekilde mülkiyet sorunuyla karşılaşmış olan tüm taşınmazların bu çalışmada yer alması için çaba gösterdik. Ancak Ermeni vakıflarına ait taşınmazların hepsine ulaşmış olduğumuzu düşünmüyoruz. Mazbutaya alınan vakıflar ve mülkleri ile ilgili hemen hiç bilgi edinilemedi. Hâlâ faaliyette olan vakıfların bazılarının 1913 Eşhas-ı Hükmiye Cetveli yoktur ya da Vakıflar Genel Müdürlüğü'nden çeşitli tarihlerde alınan çevirileri arasında farklılıklar bulunmaktadır. 1913 ve 1936 beyannamelerinde kayıtlı olmayan mülklerle ilgili en önemli bilgi kaynağı olan vakıf arşivlerinin bir kısmı da kayıp ya da eksiktir. Dolayısıyla, bu çalışma Ermeni vakıflarının mülkleri ile ilgili olarak şimdiye kadar yapılmış en kapsamlı araştırma olmakla birlikte, mülklerin hepsinin burada listelendiği iddiasında değildir. Tüm taşınmazların tespit edilebilmesi için resmi tapu kayıtlarının kamuoyuyla paylaşılması gerekmektedir. Ancak tam da bu amaçla başlatılan ve en büyük e-devlet projelerinden biri olarak lanse edilen TAKBİS (Tapu ve Kadastro Bilgi Sistemi) projesinin günümüzde vardığı nokta, bu bilgilere ulaşmak için belirsiz bir süre daha beklemek gerektiğine işaret etmektedir. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, aralarında Milli Güvenlik Kurulu'nun da bulunduğu çeşitli kuruluşlara, Osmanlı tapu kayıtlarının Türkçeleştirilerek 'devlet arşivleri'ne devredilmesiyle birlikte aleniyet kazanmasına yol açacak olan bu projeyle ilgili görüş sorması üzerine, MGK Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Elmas'ın, 26 Ağustos 2005'te 'gizli' ibareli bir yazıyla verdiği yanıtta şu ifadeler yer almıştır: "Osmanlı Devleti dönemine ait söz konusu defterlerin içerdiği bilgilerin etnik ve siyasi (asılsız soykırım, Osmanlı Vakıfları mülkiyet iddiaları ve benzeri) istismara malzeme olabileceği ve ülkemizin içinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında, kısmen ya da tamamen çoğaltılarak dağıtılmamalarının, genel arşiv çalışması yapılan merkezlere devredilmemelerinin, dolayısıyla bulundukları Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nde muhafaza edilmelerinin ve kullanılmasının ülke menfaatleri açısından sınırlı tutulmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir."1 Kamuya açık bir şekilde planlanan bu proje, sonuçta, tapu ve kadastro müdürlüklerinin iç işlerini daha hızlı ve kolay yürütmesini sağlamak gibi bir işlevle sınırlı kalmıştır.


Bu envanterin oluşturulmasında kullanılan temel birim kadastro parselleridir. Zaman içinde çeşitli nedenlerle ortadan kalkan, güncel kadastro haritalarında yer almayan ya da başka parsellere dönüşmüş olan kimi yerler için sembolik (daire şeklinde) bir gösterim biçimi kullandık. Varlığından emin olduğumuz kimi taşınmazların konumlarını –tahmini olarak dahi– göstermek ve akıbetlerini belirlemek mümkün olmadı; bunları listelemekle yetinmek zorunda kaldık. Bazı taşınmazların ise, konumları belirlenebilse bile hikâyelerinde eksik noktalar kaldı. Bu gibi durumlarda, analizlerde, ilgili istatistiğin gerektirdiği bilgilerine ulaşılabilen taşınmazlar baz alındı ve eksik kalan kısım ayrıca belirtildi. Haritalarda, parsellerin üstünde ve listede görülen taşınmaz kodlarıyla, el konan mülklerin takip edilebilmesi amaçlandı. Vakıfların yaşadığı kaybın boyutlarının görsel olarak da net bir şekilde anlaşılabilmesi için, herhangi bir mülkiyet sorunu yaşamayan, tapulu ya da vakıf tarafından satılarak el değiştiren taşınmazların konumları da el konan mülklerle birlikte haritalarda gösterildi. Ancak bunlar, ekte verilen listeye dahil edilmedi.


Haritalarda standart bir gösterim dili oluşturuldu. Araştırma temel olarak mülkiyetle ilgili olduğu için tapu kayıtlarının esas alındığı bir sınıflandırma kullanıldı.


MÜLKİYET SORUNU YAŞAMAYAN TAŞINMAZLAR

MÜLKİYETİ VAKIFTA OLAN TAŞINMAZLAR:


Cumhuriyet dönemi boyunca, kimilerinin tescil süreci bir hayli uzun olsa da, vakıf adına tapu tescili yapılabilen ve her zaman vakfın tasarrufunda olmuş olan taşınmazlar.


VAKIF TARAFINDAN SATILAN TAŞINMAZLAR:

Satılarak vakfın mülkiyetinden çıkan taşınmazlar. Bunlar arasında, satıldıktan sonra kamulaştırılanların yanı sıra, Ermeni vakıfları dışındaki vakıfların ya da kamu kurumlarının mülkiyetine geçmiş olanlar da vardır. Ancak büyük çoğunluğu şahıs mülkiyetindedir.

resim_pikto_lejandYATAY

Haritalarda hayratlar için kullanılan semboller


EL KONAN TAŞINMAZLAR

MÜLKİYETİ VAKFINA GERİ DÖNEN TAŞINMAZLAR:


2003 yılında yürürlüğe giren 4771, 4772 ve 4773 sayılı yasalar ya da 2008 yılında yürürlüğe giren 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun geçici 7. maddesi ya da 27 Ağustos 2011'de yürürlüğe giren kanun hükmünde kararname kapsamındaki başvurular ile tapuda vakıf adına tescil edilebilen taşınmazlar ve vakıfların yargı yoluyla geri aldıkları taşınmazlar.


MÜLKİYETİ ŞAHISLARA GEÇMİŞ OLAN TAŞINMAZLAR:

Hazine ya da VGM'nin mülkiyetine geçerek üçüncü şahıslara satılmış ya da kadastro esnasında nam-ı müstear veya nam-ı mevhum olan tapu kayıtları korunmuş taşınmazlar. Bunların çoğu, Hazine ya da VGM'nin açtığı davalarla eski malikine (bağışlayan ya da vasiyet edenin mirasçılarına) iade edilmiş ve genellikle hemen üçüncü kişilere satılmış taşınmazlardır. Aralarında, az da olsa, hisseli parsellerde ortaklığın giderilmesi için dava yoluyla satılan ancak tapu tescili yapılamadığı için vakfa herhangi bir getirisi olmayan veya kamulaştırıldığı halde şahıslara geçmiş olan taşınmazlar da bulunmaktadır.


MÜLKİYETİ BELEDİYEYE GEÇMİŞ OLAN TAŞINMAZLAR:

Bu kategori esas olarak 1930'da çıkan Belediye Kanunu çerçevesindeki Mezarlıklar Nizamnamesi kapsamında belediyelere geçen mezarlıklardan ve 1926'da çıkan Su Kanunu kapsamında kamulaştırılarak belediyelerin mülkiyetine geçen çeşmeler ve su haznelerinden oluşmaktadır. Bunların dışında, kadastro çalışmaları esnasında ya da sonrasında belediyeler tarafından el konan, ya da Hazine tarafından el konsa da daha sonra belediyelere geçen taşınmazlar da bulunmaktadır.


MÜLKİYETİ HAZİNE'YE GEÇMİŞ OLAN TAŞINMAZLAR:

Hazine ya da VGM tarafından açılan davalarla eski malikine iade edilen ve eski malikin kayıp olması ya da ardında mirasçı bırakmadan vefat etmesi sonucunda tapuda Hazine üzerine kaydedilen taşınmazlar ile kadastro esnasında doğrudan Hazine'ye kaydedilen taşınmazlar.


MÜLKİYETİ KAMUYA GEÇMİŞ OLAN TAŞINMAZLAR:

Şu anda eğitim, sağlık, yönetim merkezi gibi kentsel donatı alanları olarak kullanılan, mülkiyeti çeşitli kamu kurumlarında olan taşınmazlar ile yol gibi uygulamalar için kamulaştırılan parseller. Düşük bir oran olarak, kamu kullanımı dışında, ticaret amaçlı ya da konut olarak kullanılan taşınmazlara da rastlanmaktadır.


MÜLKİYETİ VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ'NE GEÇMİŞ OLAN TAŞINMAZLAR:

Hazine ya da VGM tarafından açılan davalarla eski malikine iade edilen ve eski malikin kayıp ya da ardında mirasçı bırakmadan vefat etmiş olması sonucunda, tapuda icareteynli ya da mukataalı olduğu için VGM'nin idaresinde olan ilk vakfının üzerine kaydedilen taşınmazlar. Ayrıca, mazbutaya alınan vakıfların tüm akar ve hayratları da VGM'nin mülkiyetindedir.


TAPUDA 'MALİK' HANESİ AÇIK OLAN TAŞINMAZLAR:

Devletin azınlıklarla ilgili politikasının bir sonucu olarak, kadastro çalışmaları esnasında, kadastro komisyonları "azınlıklara ait taşınmazlarla ilgili Dışişleri Bakanlığı'nca inceleme yapılmakta olduğundan inceleme sonuçlanana kadar söz konusu taşınmazın malik hanesinin açık bırakılması gerektiğini" belirterek azınlık vakıflarının tüm taşınmazlarının tapu kayıtlarındaki 'malik' hanesini açık bırakmıştır. Daha sonra kadastro mahkemelerine ya da idari mahkemelere yapılan başvurular ile vakfın tasarrufunda olan bazı taşınmazların tapu tescili yapılabildi (bkz. Mülkiyeti Vakıfta Olan Taşınmazlar). Günümüzde çok az kalmış olsa da, hâlâ, tapu kayıtlarında maliki açık durumda olan taşınmazlar vardır.


MEVCUT OLMAYAN PARSELLER:

Zaman içinde kent topraklarının geçirdiği değişim sonucu bazı parseller çeşitli şekillerde ortadan kalkmıştır. Bunların büyük çoğunluğunu, yol inşa çalışmaları için yapılan kamulaştırmalar oluşturmaktadır. Kamulaştırmaların çoğu, tapu tescili yapılamamış parseller nedeniyle, ilgili vakfa bedeli ödenmeden yapılmıştır. Bazı parseller ise el koyma sonrası bölünerek ya da başka parsellerle birleşerek yeni biçimler almıştır. Bunların bir kısmı da daha sonra şahısların mülkiyetine geçmiştir. Bu kategoride, güncel kadastro haritasında yer almayan parseller bulunmaktadır.


AKIBETİ BİLİNMEYENLER:

Konumları belirlenemediği için haritalarda gösterilemeyen, ancak eski adres bilgileri ile tabloda yer verilen mülkler. Bazı durumlarda, tahmini konumu haritalarda gösterilen ancak maliki bilinmeyen taşınmazlar da, vakıflar ve ilçeler için hazırlanan grafiklerde bu kategoride ele alındı.

Burada öncelikle İstanbul'un mekânsal ve demografik değişimi ekseninde Ermenilerin durumu tarihsel olarak incelenecek; şehirdeki Ermeni kurumları, kiliseler, okullar, hastaneler ve mezarlıklar ele alınacaktır. Daha sonra, araştırma kapsamında ulaşılan vakıf mülklerinin mevcut durumlarından yola çıkılarak yapılan analizler sunulacaktır.


İSTANBUL'DAKİ ERMENİ KURUMLARINA VE MÜLKLERİNE GENEL BAKIŞ

Burada öncelikle İstanbul'un mekânsal ve demografik değişimi ekseninde Ermenilerin durumu tarihsel olarak incelenecek; şehirdeki Ermeni kurumları, kiliseler, okullar, hastaneler ve mezarlıklar ele alınacaktır. Daha sonra, araştırma kapsamında ulaşılan vakıf mülklerinin mevcut durumlarından yola çıkılarak yapılan analizler sunulacaktır.


ŞEHRİN MEKÂNSAL VE DEMOGRAFİK DEĞİŞİMİ EKSENİNDE ERMENİLER

Ermeni vakıflarının mülklerinin şehir içindeki konumlanışı, Ermeni nüfusunun yoğunlaştığı yerleri de gösterir. Vakıflar, tarihsel olarak, toplumun din, eğitim, sağlık gibi ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulduğundan, bu hizmetlerden yararlanacak olanların yaşadığı mekânlarda yer alır. Ermeni kurumları da hayri merkezlerinin bulunduğu mahallerde ve şehrin Ermenilerin yaşadığı başka mahallerinde, kurumlarına gelir getirmek üzere mülk edinmişlerdir.

grafik1


Aşağıdaki haritada şehrin Birinci Dünya Savaşı öncesindeki yerleşim bölgeleri ve günümüzde yayıldığı alan, Ermeni kurumlarının mülkleriyle beraber gösterildi. Tarihi yerleşim alanlarının hepsinde vakıf mülkü bulunmaktadır. Eski şehrin dışında kalan tek mülk, bugünkü Çekmeköy ilçesinin sınırları içinde yer alan, eskiden sadece Ermenilerin yaşadığı ve Ermeniköy olarak adlandırılan bir orman köyünün bulunduğu yerdeki, günümüzde el konmuş durumda olan arazilerdir. Bu köyde artık hiç Ermeni kalmadı. 100 yıllık bir zaman dilimi içinde yerleşim alanlarının çok büyüdüğü, ancak Ermeni vakıf mülklerinin bu yeni yerleşim bölgelerinde hiç yer almadığı görülmektedir. Bunun nedeni, cemaat vakıflarının yeni mal edinmelerinin Cumhuriyet dönemi boyunca engellenmiş olmasıdır. Şehrin Ermeni nüfusunun çok azalmış olması ve vakıfların temel mülk edinme kaynağının toplumun bağışları olması da önemli bir etkendir. Bağışlanan mülk oranı, bu mülklere devlet tarafından el konduğu bilindiğinden, giderek azalmıştır. Ayrıca şehirde kalan Ermeni nüfus genellikle eski merkezlerde, bir arada yaşamayı tercih etmektedir. Dolayısıyla, yapılan az miktarda bağış da yine bu bölgelerdedir.

harita1__25x18_5cm_


19. yüzyıldan bugüne, İstanbul'daki Ermeni nüfusunun şehrin toplam nüfusu ile karşılaştırılması açısından esas zorluk, resmi kayıtların yetersizliğidir. Çeşitli kaynaklarda hem Ermeni nüfusu için, hem de şehrin 19. yüzyıl sonundaki nüfusu için farklı sayılar verilmektedir. Burada kullanılan veriler Tablo 1'de açıklandı.2 Ermeniler 19. yüzyılın sonunda İstanbul'un nüfusunun yaklaşık altıda birini oluştururken, 21. yüzyıl başında bu oran binde üçe düşmüştür. Osmanlı döneminde İstanbul'da Rum nüfusu Ermeni nüfusundan yüksekti; şehirde çok sayıda Yahudi de yaşıyordu. Bir başka deyişle heterojen bir demografik yapı söz konusuydu. Bugün ise, şehir, bu halkların 'azınlık' olduğu, dini açıdan büyük ölçüde homojen bir demografik yapı sergilemektedir.


Şehrin mekânsal ve demografik değişimi, Ermeni kurumlarının sahip oldukları ve kaybettikleri mülklerin konumlarıyla birlikte değerlendirildiğinde, yaşanan büyümeden ve coğrafi yayılmadan bu kurumların hiç pay almadığı görülmektedir.


KİLİSELER, OKULLAR, HASTANELER VE MEZARLIKLAR

KİLİSELER


İstanbul'da, 48'i hâlâ kilise olarak faaliyetini sürdüren, sekizi ise yok olmuş ya da başka amaçlarla kullanılan, toplam 56 Ermeni kilisesi bulunmaktadır. Bu araştırma kapsamında, şehrin Osmanlı hâkimiyetine geçmesiyle beraber Ermenilere tahsis edilmiş ya da Ermeniler tarafından inşa edilmiş ancak daha sonra camiye dönüştürülmüş kiliselerin tamamı değil, 18. ve 19. yüzyıllarda faaliyete geçen kiliseler ve açılışı daha önceki döneme denk düşse de halen kilise olan binalar yer alıyor.


56 kilisenin 10 tanesinin parsellerinde mülkiyet sorunu halen devam etmektedir. Mülkiyeti vakfına ait olmayan üç tanesi hâlâ kilise olarak faaliyettedir: Balıklı Surp Sarkis Ermeni Kilisesi, mezarlık alanına dahil olduğu için mülkiyeti Büyükşehir Belediyesi'ndedir; Büyükdere Surp Boğos ve Tarabya Surp Andon Ermeni Katolik kiliselerinin ise tapularındaki 'malik' haneleri halen açık durumdadır.

Başka amaçlarla kullanılan, harap ya da tamamen yok olmuş durumda olan kiliseler ise şunlardır:

•    Karagümrük Surp Ohan Vosgeperan Kilisesi 6 Temmuz 1900'de, okulu ile birlikte yanmıştır. Arsasına inşa edilen bina, şu anda Fatih Eram İlköğretim Okulu olarak kullanılmaktadır.

•    Pangaltı Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi 1939 yılında yıkılmıştır.

•    Hasköy Surp Isdepanos Ermeni Kilisesi, E-5 karayolu inşa edilirken yıkılmıştır.

•  Halıcıoğlu Protestan Kilisesi şu anda Beyoğlu Belediyesi'nin mülkiyetindedir; sağlık ocağına dönüştürülmüştür.

•    Kandilli Surp Hovsep Ermeni Katolik Kilisesi yok olmuştur.

•  Kasımpaşa Surp Hagop Ermeni Kilisesi 9 Mayıs 1919'da yanarak yok olmuştur ve vakfı mazbutaya alınmıştır.

•    İstinye Surp Garabed Ermeni Kilisesi, Cumhuriyet döneminde yıkılmıştır.

•    Alemdağ Surp Nışan Ermeni Kilisesi, 'Vakıf Camii' olmuştur.


OKULLAR3

Ermenilerde eğitim hayatı kilise ya da manastırların bitişiğindeki hücreler, odalar ve salonlarda başlar. Kız ve erkek çocukların basit bir eğitim aldıkları bu mekânlar, onların okulları olur. Eğitim seviyesini yükseltme çabaları 19. yüzyılda başlamıştır. Avrupa'da, özellikle Paris'te eğitim görüp geri dönen gençler beraberlerinde yeni kavramlar, düşünceler getirirler. Bunun bir sonucu olarak, yeni eğitim yöntemlerinin uygulanmasına dönük, yoğun bir çalışma başlatılır.


1860'ta Ermeni Nizamnamesi'nin yürürlülüğe girmesiyle, eğitim işleri de bu nizamname çerçevesinde oluşturulan Tedrisat Komisyonu tarafından yürütülür. Osmanlı coğrafyasındaki özel okullar hariç tüm okullar bu komisyonun denetimi ve yönlendirmesi altında faaliyet gösterir. Tedrisat Komisyonu, Osmanlı sınırları içinde yer alan okullarla ilgili olarak, belirli tarihlerde ayrıntılı raporlar ve listeler yayımlayarak, kamuoyunu kız ve erkek öğrencilerin, kadın ve erkek öğretmenlerin sayıları, aylık giderler ve gelir kaynakları konusunda bilgilendirir. Bunlar arasında en kapsamlı olanı, 1901 ve 1903'te, iki fasikül olarak yayımlanan rapordur. Ermeni Milli Meclisi'nin yıllık raporlarında da okullara ve kiliselere ilişkin özel bir bölüme yer verilir.

Ermenilerin tarihinde kilise ve okul ayrılmaz bir birliktelik oluşturur. Hemen hemen her kilisenin bitişiğinde ya da yakınında bir okul yer alır. Bu birlikteliğe bir dizi başka kurum ve yapıları da eklenir. Fakirlere yardım, müzik, folklor, kütüphane, öğrenci derneği gibi etkinlikler ve yapılar da kendi mekânlarını yaratırlar.


19. yüzyılda Ermeni toplumu içinde eğitime verilen önem giderek artmış, buna paralel olarak hem İstanbul'da, hem de Anadolu'daki şehirlerde ve kasabalarda, hatta köylerde okullar açılmıştır. Bu okulların bazıları kurumsal, bazıları da şahsi girişimler olarak eğitim hizmeti verirler. Kız ve erkek çocuklar için ayrı ayrı okulların yanı sıra, karma eğitim veren okullar da kurulur. İstanbul'da açılan ve daha sonra kapanan okulların sayısı tam olarak bilinmemektedir. Ancak, vakıf mülkleri ile ilgili araştırmalarda, vakıf olarak açılmış olmayan bazı okullar da tespit edildi. Bunlarla birlikte toplam 50 adet okul Harita 3'te gösterildi. Bu okullardan 16'sı, halen, her biri bir Ermeni vakfının bünyesinde olmak üzere, eğitim ve öğretim faaliyetini devam ettirmektedir. 2012-1013 eğitim ve öğretim yılı itibariyle bu okullardaki öğrenci sayıları Tablo 2'de verilmiştir.


HASTANELER

İstanbul'da halen iki Ermeni hastanesi faaliyetini sürdürmektedir. Apostolik Ermeni toplumunda sağlık hizmetlerinin ve günümüzde faaliyette olan Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi'nin tarihi, 'Uzun Soluklu Bir Hukuk Mücadelesi' başlıklı bölümde ayrıntılı olarak ele alındı. Katolik Ermeni toplumunun hastanesi olan Elmadağ Surp Agop Ermeni Hastanesi ise Şişli ilçesinde yer alan vakfıyla ilgili başlık altında anlatıldı.


MEZARLIKLAR

Çok dinli bir toplumsal tarihi olan Türkiye'de her dini cemaate ait özel mezarlıklar bulunur ve bu cemaatlerin mensupları kendi mezarlıklarına gömülür. Müslüman olmayan cemaatlerin mezarlıkları, Osmanlı döneminde padişah fermanlarıyla tahsis edilmiş ya da cemaat tarafından nam-ı müstear olarak satın alınmıştır.4 Cumhuriyet dönemine kadar mezarlıkların her türlü tasarrufu, bakımı, tescili yapılabilenler için mülkiyeti, ilgili dini cemaatin vakıflarına aitti. 1930 yılında yürürlüğe giren 1580 sayılı Belediye Kanunu ile mezarlık hizmetlerinden belediyeler sorumlu tutulmuş ve "metruk ve kimsesiz mezarlıklarla vakfa ait olan umumi mezarlıklar, bilumum hukuk ve vecaibi ile belediyelere" devredilmiştir. 1931 yılında çıkan 'Mezarlıklar Hakkındaki Nizamname'ye göre, metruk ve kimsesiz mezarlıklar ile vakfa ait tapulu, tapusuz mezarlıklar belediyelere devredilecek; tapu ile tasarruf olunan ya da şahıslara ve ailelere ait mezarlıklar ile cami avlularındaki mezarlıkların mülkiyeti belediyelere devredilmeyecek, ancak defin için ruhsat belediyeler tarafından verilecektir.


Bu nizamname, kadastro postaları tarafından belediyeler lehine yorumlanarak, cemaat mezarlıklarının bazılarının mülkiyetinin el değiştirmesine, bazılarının ise diğer mülkler gibi malik hanesinin açık bırakılmasına neden olmuştur. Halbuki, Yargıtay, 1962 yılında görüştüğü bir davada, dava konusu mezarlığın kadimden beri kilisenin kullanımında olduğunu, dolayısıyla kimsesiz ve metruk olmadığını, ayrıca kanunda geçen "vakfa ait umumi mezarlık" ifadesinin Vakıflar İdaresi'ne ait umumi mezarlıkların belediyelere intikalini öngördüğünü belirtir.5 Kararın devamında, kilise mezarlığının, belediyelere devredilmeyen, tapu ile tasarruf olunan, ancak ölü gömülmesi için ruhsat verme yetkisi belediyeye ait olan mezarlıklara dahil olduğu vurgulanır. Prof. Dr. İsmet Sungurbey de, Karay cemaatine ait mezarlıkla ilgili dava incelemesinde, belediyenin defin işlerinde ruhsat verme ve idari denetim yetkisi bulunmakla birlikte, Karay Cemaati Vakfı'nın mezarlık arazisi üzerindeki mülkiyet hakkının saklı olduğunu belirtir.6


Aktarılan mevzuata ve Yargıtay yorumuna göre, cemaatlerin mezarlıklarının belediyelere tescili mümkün olmamalıydı. Ancak 1961 yılında konuyla ilgili yeni bir kanun yürürlüğe girdi.7 Buna göre, "6830 sayılı İstimlak Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihe kadar, kamulaştırma işlerine dayanmaksızın, kamulaştırma kanunlarının göz önünde tuttuğu maksatlara fiilen tahsis edilmiş olan gayrimenkuller, ilgili amme hükmi şahsı veya müessesesi adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış" sayılacaktı. Reyna ve Zonana, cemaat mezarlıklarının bu kanunun kapsamına girmediğini belirtirler.8 Çünkü kanun, özel mülkiyetteki arazilerin belediyeler –ya da başka kamu kurumları– tarafından fiilen kamusal amaçlarla kullanıldığı durumları kastetmektedir. Ancak belediyeler bu kanuna dayanarak, cemaat mezarlıklarını mahkemelerde kendi adlarına tescil ettirmeye başlarlar. 1983 yılında yürürlüğe giren Kamulaştırma Kanunu da bu kanunu korur. Diğer yandan, 1994 yılında yürürlüğe giren 3998 sayılı 'Mezarlıkların Korunması Hakkında Kanun', cemaatler lehinde çok önemli hükümler getirmesine rağmen uygulamada etkili olmamıştır. Bu kanunun birinci ve ikinci maddelerinde, cemaatlere ait özel statüsü bulunan mezarlıklar hariç tutularak, umumi mezarlıkların belediyeye ait olduğu belirtilir. Aslında o vakte kadar yürürlükte olan mevzuat aynı doğrultuda olsa da, bu kanun cemaat mezarlıklarının cemaat vakıflarına ait olduğunu çok net ve açık olarak ifade eder. Daha önce belediyelerce el konmuş olan mezarlıkların mülkiyetinin iadesi de bu kanunla mümkün hale gelir. Ancak yerel mahkemeler olumlu kararlar alsa da, uygulamada, Yargıtay'ın bozma kararları ile, geçmişteki hukuksuz durum aynen devam eder.9


Mezarlıklar, 27 Ağustos 2011'de yürürlüğe giren 651 sayılı kanun hükmünde kararname kapsamında, "1936 Beyannamesi'nde kayıtlı olup kamu kurumları adına tescilli olan mezarlıkları ve çeşmeleri ..." ifadesi ile iadesi öngörülen taşınmazlardandır.10 Daha önce bahsedildiği üzere, bazı vakıfların 1936 beyannamelerinde, mezarlıklar akar olarak düşünülmedikleri için mülk listesinde yer almamıştır. Vakıflar Meclisi'nin bu durumda nasıl bir yorum yapacağı henüz belli değildir. Ayrıca bazı mezarlıklar, zamanla, mezarlıkların korunmasından sorumlu olan kamu kurumlarının mülkiyetinden çıkmış veya yok olmuşlardır.


Harita 4'te, tespit edilebilen tüm Ermeni mezarlıkları gösterildi. Toplam 29 mezarlıktan 19 tanesi belediye, ikisi şahıs, biri cami derneği, beşi vakıf mülkiyetindedir. Bir tanesinin tapu kayıtlarındaki 'malik' hanesi açıktır, birinin ise parseli artık mevcut değildir. Edirnekapı, Kınalıada ve Ortaköy Ermeni mezarlıkları, 27 Ağustos 2011 tarihli kanun hükmünde kararname kapsamında, Vakıflar Meclisi tarafından vakıflarına iade edilmiştir. Yeşilköy ve Ambarlıdere mezarlıkları, vakıflarının açtığı davalar sonucunda iade edilmiştir ancak mezarlık vasfını kaybetmiştir. Ayrıca, birçok mezarlık, Müslüman mezarlıkları ya da gecekondular tarafından işgale uğramıştır. Tarihi mezar taşları bakımsız kalmış, çoğu zaman da sökülüp inşaatlarda kullanılmıştır.


MEZARLIK VASFINI KAYBETMİŞ OLAN MEZARLIK ALANLARI

Pangaltı Surp Hagop Ermeni Mezarlığı, 1930'lardan itibaren birçok parsele bölünerek ortadan kaldırılmıştır. (bkz. Beyoğlu Üç Horan Vakfı)


Beşiktaş'ta yan yana olan Ermeni ve Müslüman mezarlıkları, 1939 yılında birleştirilerek Abbasağa Parkı'na dönüştürüldü. İlçedeki diğer mezarlık ise bölünerek yok olmuştur.


Topkapı Ermeni Mezarlığı 1948'den beri Ülker fabrikasıdır. (bkz. Topkapı Surp Nigoğayos Vakfı)


Eyüp Ermeni Mezarlığı'nın bulunduğu yere, 1959'da Üç Şehitler Camii inşa edilmiştir.


Ortaköy Ambarlıdere Mezarlığı vakfına iade edildikten sonra, 1998'de üzerine lüks konut ve alışveriş merkezi yapılmıştır.


Ortaköy'deki diğer mezarlık askeri alana dahil edilmişti. Ağustos 2012 itibariyle, Vakıflar Meclisi, vakfına iade edilmesi yönünde karar vermiştir.


Yeşilköy Ermeni Mezarlığı yakın zamana dek halk pazarı olarak kullanılmış, daha sonra vakfına iade edilmiştir.

Kartal Ermeni Mezarlığı'nın bir kısmı Müslüman mezarlığı, kalan kısım ise yol ve meslek lisesi olarak kullanılmaktadır. Alemdağı Ermeni Mezarlığı'nın yeri tespit edilemediğinden güncel durumu bilinmemektedir.

Yeniköy'deki eski mezarlık arazisinin bir kısmında gecekondular bulunmaktadır.


Kadimden beri mezarlık olan araziler, şehrin büyümesiyle birlikte iskân alanları tarafından çevrelenmiştir. Özellikle çok yoğun bir yapılaşmanın olduğu şehir merkezlerinde kalan yegâne yeşil alanlar mezarlıklardır. Bunlar şehirde yaşayanlar için çok önemli bir işlev gören, şehrin nefes almasını sağlayan arazilerdir. Cemaat vakıflarına ait mezarlıkların birçoğu, mezarlıkların korunması ile ilgili kanunlara ve ülkede genel olarak ölülere duyulan saygıya rağmen, otoyollara, gecekondu alanlarına ya da rant odaklı yatırımlara kurban gitmiştir. Kamu kurumlarının mülkiyetinde olan mezarlıkların korunmamasının yanı sıra, Ambarlıdere Mezarlığı örneğinde görüldüğü gibi, vakfına iade edilen mezarlık arazileri lüks konut sitesine dönüşebilmektedir. 27 Ağustos 2011 tarihli kanun hükmünde kararname kapsamında iadesi beklenen kimi mezarlıkların da, mezarlık vasfını kaybettiği iddiasıyla konut ve ticaret alanları olarak kullanılması gibi bir tehlike söz konusudur. Tarihi, sosyolojik ve ekolojik olarak önem taşıyan mezarlıklar, şehrin bugünü ve yarını için korunması gereken doğal ve kültürel kentsel alanlardır. Bu konuda sorumluluk, başta mezarlığın sahibi olan topluma mensup bireyler olmak üzere, tüm kentlilere aittir.


MÜLKİYET SORUNUYLA İLGİLİ GENEL İSTATİSTİKLER

Araştırma kapsamında belirlenen Ermeni vakıf mülklerinin toplam sayısı 1328'dir. Bunların yaklaşık olarak %6.5'ini vakıfların kaybettiği, konumu belirlenemeyen ya da şimdiki malikleri bilinmeyen mülkler oluşturmaktadır. Konumu belirlenebilenler, grafiklerde, tablolarda ve haritalarda bugünkü maliklerine göre sınıflandırıldı. Vakfı adına tapu tescili yapılabilen ya da vakfı tarafından satılan, yani herhangi bir mülkiyet sorunu ile karşılaşılmayan mülklerin oranı %44'tür. Çeşitli şekillerde el konan mülkler ise tüm mülklerin %50'sini oluşturmaktadır. Yeri tespit edilemediği için akıbeti ve güncel durumu bilinmeyen mülklerin de çoğunun vakıfların hukuksuz şekilde kaybettiği mülkler olduğu düşünüldüğünde bu oran %56.5'e ulaşır.


El konan mülkler içinde, şahıslara geçmiş olanlar %19 ile en büyük oranı oluşturmaktadır. Bu kategoriye başka vakıflara ve derneklere geçmiş bazı taşınmazlar da dahil edilmiştir.11 Şahıslara geçenleri, yaklaşık %13 ile, kamu kurumlarına geçen mülkler izler. Artık arsa olarak mevcut olmayan mülkler de, akıbeti bilinmeyenlerle birlikte %12 gibi önemli bir paya sahiptir. 2003 yılında yürürlüğe giren 4771, 4772 ve 4773 sayılı yasalar, 2008 yılında yürürlüğe giren 5737 sayılı Vakıflar Kanunu'nun geçici 7. maddesi kapsamındaki başvurular ile ya da 27 Ağustos 2011 tarihli kanun hükmünde kararname kapsamında şu ana kadar vakıf adına tapu tescili yapılabilmiş olan veya vakıfların yargı yoluyla geri kazandıkları taşınmazların oranı ise sadece %11'dir. Bunların yarısının yargı yoluyla geri alınmış mülkler olması, son on yılda azınlık kurumlarının mülkiyet problemlerinin, vakıflara tanınan başvuru hakkı ile büyük oranda çözülmüş olduğu yönündeki varsayımın yanlışlığını ortaya koymaktadır.

grafik2


Genel olarak, azınlık vakıflarının 1936 Beyannamesi'nde yer almayan, 1936 sonrası edindiği mülklere el konduğu düşünülmektedir. 1936 sonrasında vakıfların mülk edinmelerinin zorlaştırıldığı doğrudur. Ancak Ermeni vakıflarının bu çalışma kapsamında tespit edilebilen mülkleri içinde el konanlar incelendiğinde, 1936 Beyannamesi'nde kayıtlı olan mülklerin de bu gasptan kurtulamadığı görülebiliyor. El konan 748 taşınmazın %66'sı (490 adet), 1936 Beyannamesi'nde kayıtlı olanlardır. Diğer taşınmazların yaklaşık yarısı ise 1913 Beyannamesi'nde kayıtlıdır ya da vakfın edinme tarihi Cumhuriyet öncesi döneme denk düşmektedir. El konan mülklerin yalnızca %17'si (127 adet) 1936 sonrası dönemde edinilmiştir.


Ermeni vakıflarının listesi, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün (VGM) listesinden yararlanılarak oluşturulmuştur ancak iki noktada farklılıklar gösterir. Birincisi, vakıf isimleri Ermenice orijinallerine sadık kalınarak yazılmıştır. Ayrıca, VGM 'Apeloğlu Andon' olarak tek vakfı muhatap alırken, burada resmen Apeloğlu Andon'a dahil edilen her vakıf ayrı bir vakıf olarak ele alınmış ve bulunduğu ilçenin başlığı altında anlatılmıştır. Sonuç olarak, bu araştırma kapsamında, Apostolik, Katolik ve Protestan olmak üzere toplam 53 vakıf, bir mazbut vakıf ve bunların mülkiyet sorunları incelenmiştir.

1

 "Tapu arşivlerini 'sınırlı' kullanın", Hürriyet, 19 Eylül 2006. http://www.hurriyet.com.tr/gundem/5109117.asp?m=1&gid=78&srid=3333&oid=3 (son erişim tarihi: 16 Haziran 2012)

2

Tabloda verilen, 1881/1882-1893 ve 1914 yıllarına ait nüfus istatistikleri, Osmanlı resmi nüfus sayımlarının verileridir. Bu verilere göre, 1880'li yıllarda İstanbul'un Ermeni nüfusu 150 bin iken, Pamukciyan bu sayının 250 bine yakın, Birinci Dünya Savaşı öncesinde ise 150 bin olduğunu savunur. Dönemin İstanbul Ermeni Patriği Mağakya Ormanyan da, 1912'de şehirde 161 bin Ermeni'nin yaşadığını yazar. Bkz. Kemal Karpat, Ottoman Population 1830-1914: Demographic and Social Characteristics, University of Wisconsin Press, Wisconsin, 1985, s. 122-149, 170-189; Pamukciyan, İstanbul Yazıları, s. 9-10; Osman Köker (der.), Orlando Carlo Calumeno Koleksiyonu'ndan Kartpostallarla 100 Yıl Önce Türkiye'de Ermeniler, Bir Zamanlar Yayıncılık, İstanbul, 2008, s. 66; Fuat Dündar, Türkiye Nüfus Sayımlarında Azınlıklar, Doz Yayıncılık, İstanbul, 1999, s. 58-60, 91-96, 160-184; 215-223.

3

Ermenilerin eğitim hayatı konusundaki temel kaynaklar, Hovhannes Der Garabedyan'ın Gırtagan Sarjumu Turkahayots Meç, 1600-1900 [Türkiye Ermenileri Arasında Eğitim Hareketi, 1600-1900] (Kahire, 1983) adlı kitabı ile tarihçi ve biyograf Arşag Alboyacıyan'ın elyazmalarıdır. Bu elyazmalarında hem İstanbul'daki, hem de İstanbul dışındaki Ermenilerin tarihi hakkında önemli bilgiler mevcuttur. Ayrıca bkz. Intarstag Oratsuyts Surp Pırgiç Azkayin Hivantanotsi [Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Salnamesi, İstanbul, 1883-1950 (belli aralıklarla)] ve Teotig, Amenun Daretsuytsı [Herkesin Yıllığı, İstanbul, 1907-1923; Viyana, 1925; Venedik, 1926; Paris, 1927-1929]

4

Yuda Reyna ve Ester Moreno Zonana, Son Yasal Düzenlemelere Göre Cemaat Vakıfları, Gözlem Gazetecilik Basın ve Yayın, 2003, s. 159.

5

Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 10 Nisan 1962 tarihli ve 2775 E. 3567 K. sayılı kararı (Reyna ve Zonana, agy, s. 160).

6

Prof. Dr. İsmet Sungurbey, Eski Vakıfların Yeni Sorunları, Maltepe Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2001, s. 374.

7

5 Ocak 1961 tarihli ve 221 sayılı "Amme Hükmi Şahısları Veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrımenkuller Hakkında Kanun".

8

Reyna ve Zonana, agy, s. 163.

9

Örneğin, Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin Sütlüce Yahudi Mezarlığı ile ilgili 2 Şubat 2000 tarihli ve 99/4190E ve 00/263K sayılı kararı.

10

"Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname", Resmi Gazete, sayı 28038, 27 Ağustos 2011.

11

Altı adet olan bu taşınmazların dördü Türk Ermeni Azınlık Okulları Öğretmenleri Yardımlaşma Vakfı'na, biri cami derneğine, biri de Rum vakfına geçmiştir.

13.06.2012